20 Mart 2014 Perşembe

Tanıdık bir yüzdür sevdiğin şehir ya da eskilerden bir melodi. Sokaklarında kaybolursun, korkusuzca dolaşırsın. Şaşırtsa da seni karşına çıkanlar, güven duygusu ile arşınlarsın yolları. Sokağa karşı kahveni yudumladığın dükkan, rengarenk bir demet yaptırdığın çiçekçi, sıcacık ekmeğini, poğaçanı aldığın fırın, ekmek arası yediğin seyyar, taze meyve sebzelerinden seçtiğin manav, sayfa ve ahşap kokuları arasında kalıp ayaküstü veya bir iskemlede kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın kitapçı, günlük gazeteni aldığın büfe, doğanın renkleri arasında hayallere daldığın park, bankta oturup denize dalıp gittiğin sahil, her sabah saksıdaki çiçeklerine günaydın dediğin balkonun, önünden geçerken dayanamayıp vitrinine bakakaldığın hatta içeri dalıp kendini mutlu ettiğin tatlıcı, yağmurlu bir gecede içkini yudumlarken damlaların sokak lambasının ışığında düşüşünü seyrettiğin penceren...
Seyahate çıkma, uzaklaşma özlemiyle beraber her gittiğinde özlediğin şehrin. Kimi zaman nazlı bir kız gibi melteminde salındığın, kimi zaman delikanlı rüzgarında sersemleten şehir.Gece karanlıkta yolunu bulmayı öğreten, gündüz güneşin ışığı ile gözlerin kamaşsa da yolunu aydınlatan şehrin.Tümseklerinde takılıp yalpalasan da asfaltında yere sağlam bastığın tanıdık, bildik şehrin. Beğendiklerin beğemediklerinle, değiştirmek istediklerin vazgeçemediklerinle, özlemini duydukların uzaklaşmak istediklerinle, görmek istemediklerin görmeden duramadıklarınla, neşen öfkenle, çığlıkların kahkalarınla, adına şiir yazdıkların, beste yaptıkların adını anmak istemediklerinle, duymak istemediklerin kulağına ninni gibi gelenlerle, gülümsetenler ağlatanlarla, onsuz ya da onunla, sevmediklerin aşık olduklarınla...o senin şehrin.




Your city is a familiar face or a nostalgic melody. You are lost on its streets, walk around fearlessly. Even though you are surprised with the things come up you walk around with the feeling of safety. The cafe that you sip your coffee looking at the street, the florist who made you a colorful bunch, the bakery where you buy your hot bread, street food man from which you eat a half bread meat sandwich, the grocery you buy your fruit and vegetables, the book store in which you don't realize how the time passes reading sitting on a chair surrounded by the smell of wood and papers, the buffet you get your daily newspaper, the park in which you day dream in the middle of the colors of nature, the bank on which you reverie looking at the sea shore, your balcony at which you say good morning to your flowers in pots every morning, the dessert store in front of which you stuck looking and then you can't resist, get into and make yourself happy, your window through which you watch rain drops under the light of street lamb...
You miss your city every time you desire to go on a journey, get away and you are far away, it's sometimes like a delicate girl you sway at its breeze, at times like a youngster which makes you dizzy at it its wind. It teaches you how to find your way at night, it enlightens your way even when your eyes are dazzled by the sunlight. Even if you lurch at its mounds you stay firm on the asphalt at your familiar city. With the ones you like you don't like, the things you want to change you can't give up, what you miss which you want to get away, the things you don't want to see or you can't live without seeing, your joy your anger, your screams your laughters, the ones you write poems, you compose for or you even don't want to remember, the things you don't wanna hear or which sound like lullaby in your ears, the things which make you smile or cry, with him (her) or without him (her), with the ones you don't love and you are in love with; it is your city.

2 Mart 2014 Pazar




Başka yerlere götürür dinledikçe sevdiğin müzik seni. Şehrin ortasındayken birden ıssız bir kumsalda yürüyorsundur çıplak ayaklarla ya da çimlerin üstünde. Kum yapışıp kalsın istersin, denizin tuzu olsun, hep kalsın teninde. Çimlerin kokusu kalsın, teninden karışsın damarlarına, dolaşsın tüm vücudunu, yenilensin ruhun adeta.
Melodiler çınlasın kulaklarında, aklını başından alsın, uyuşsun kasların, yürürken havalandığını hisset ayaklarının yerden, kanatlan adeta. Götürsün seni en çok özlemini duyduğun ya da gidemediğin yerlere, belki de hiç var olmayan yere. Sen yarat yeni bir dünya, hiç becerin yokken resme, çiz hayalindeki yeri, canlansın çizgilerin, çıksın kağıttan dışarı, çizdiğin çiçeklerin kokusu yayılsın etrafa, kuşlar kanatlansın, güneş parlasın, ısıtsın içini, gözlerini kapa ama güneşe bak. Teninin rengi ayçiçeğine dönsün. Vücudun renklensin hatta biraz da tatlı olsun. Denizin mavisi yeşil, yeşili mavi olsun, turkuaza dönsün güneşin parıltısıyla.
Belki de yağmurlu havayı seviyorsundur. Kağıttaki yağmur damlaları ıslatsın yüzünü, iliklerine kadar ıslan. Avuçlarına doldur yağmuru, iç, tadı bir başka olsun. Sadece yağmur damlaları olsun gözlerinde. Toprak koksun, ağaç gibi, deniz gibi, belki de rüzgar gibi. Saçlarının arasındaki rüzgar arzuladığın belki de hiç bilmediğin kokuları getirsin, hiç taklit edilemeyecek kokuları, taklitsiz, saf, dürüst, masum ilişkiler gibi. Daha az konuşulsun, kelimeler tüketilmesin boş yere. İnsanlar mektup yazsın birbirine eskisi gibi, şiir yazsinlar, hikaye yazsınlar. Bazen sözsüz anlaşılsın. Susmak ki bazen konuşmaktan çok daha anlamlıdır; birbirimize bakarak konuşalım. Belki görmeye başlarız o zaman. Gözbebeklerinde kelimeleri görsün. Gözlerinden geçerken bulutlar birden yaz yağmuru yağsın ya da güneş parlasın gözlerinde o sana baktığı zaman.
Ve müzik eşlik etsin uyanıkken; her ne yapıyorsan. Hiç düşünmediğin bir enstrumanı çalmaya başla, ne kadar iyi çaldığını hiç düşünme, senin notaların olsun yeter ki; yaşama, sana dair bestelerin. İstersen anlat kendini, çalarken müziğini ya da kendin için çal sadece.
Hayata sevdalıysan, müziğin eşlik eder nasıl olsa, susuyor olsan bile.

***

To another place takes you, the music you love. While walking in the midst of the city, all of a sudden you are walking on a deserted beach with bare feet, or on the grass. You want the sand stuck on your feet, salt of the sea as well, may it always stay on your skin. May the smell of the grass stay on, let it through your veins from your skin, flow around your body, refresh your soul. 
Let the melodies ring through your ears, enchants you, your muscles get numb, feel as if you are walking off your feet of the ground, merely with your wings. Let it take you to your most desired place or the places you had never been to or to neverlands. You create your own world, when you do not any talent at painting, draw your dreamland. May your lines get alive, get out of the paper, smell the flowers you drew, birds get fly, sun shines. Let the sun warm you up, close your eyes but look at the sun, the color of your skin turns into sunflower. Your body colors up even get sweet. Blue of the sea turns into green, green into blue,turn into turquoise with the shining of the sun. 
Or you might like the rainy weather. Let the rain drops on the paper wash your face, get soaked up. Take the rain into your palms, drink it up, the taste of it is different. Let only rain drops on your eyes. May the earth smell, like tree, the sea, maybe like the wind. Wind through your hair brings your most desired scents, never to be replicated, like the pure, honest, innocent relationships without imitation. Let's talk less, don't consume words in vain. Wish people write letters to each other like the old times, write poems, stories. Sometimes we communicate without any word. Hush, it is sometimes much more meaningful than talking. Let's talk looking at each other. Maybe we start seeing one another. Let him (her) see the words in your pupils. While the clouds are passing through your eyes, suddenly summer rain falls down or sun shines in your eyes when he (she) looks at you. 
And the music accompanies you when you are awake; in whatever you are doing. Start playing an instrument you never thought of. Don't think how good you are at playing, as long as they are your notes, your compositions regarding life, yourself. If you wish, tell about yourself while playing or just play for yourself. 

If you are in love with life your music accompanies anyhow, even if you stop talking.

25 Şubat 2014 Salı

Zaman, sabır, sadakatten bahsediyor üstadlar!
"İnsan aceleci yaşamamalı, acele yaşamalı zaman geçerken" derken birisi, "zaman geçiyor sandım, sonra baktım, geçen benmişim" der bir diğeri. Biri zaman diğeri sabır ustalaştırır der. "Anlamak için sabıra, zamana ihtiyaç var" derken birisi "zaman yetmiyor, yapılan işe bağlı kalmak lazım" der digeri. Zamanın içinde yaşarken, sabır ve sadakat unutulur. Yanımızdan geçen şans veya mutluluk gibi. Sabırlı olmaktır belki de sıradan insan olmak, öfkeyi, hırsı hissetmemek, sadece bakmak önündekilere, arkasında ne var diye düşünmeden; sabırla beklemek. Kadere inanmaktır kimileri için sabır. Kaderini kabul edip herşeyin bir sebebi olduğuna inanır, çabalamaz.
Sadakati unutuyor muyuz acaba çoğu zaman? Sadece ilişkiye sadık olmak mıdır? Aileye, çocuğa, işe...Ya kendimize?! Dürüst olmak değil midir sadakat bir anlamda? İnsan bir tek kendinden saklanamaz. Kelimelere dökmeyince saklanırmış gibi gelir. Korkuyor olabilir miyiz sadakatten? Birine, bir şeye bağlı olmak çoğu insana güvenli gelirken bazıları korkar bağlanmaktan. Yine de sadakat değildir bağlanmak. Bağlı olduklarımıza ne kadar sadık olabiliyoruz? En önemlisi insanın kendine sadık olmasıdır aslında. Ne istediğini hatta ne istemediğini bilmektir. Hayata sadakat iç huzur vermez mi aslında?

Zaman içinde sabır göstererek kurulan ilişkilere duyulan sadakattir insanı birey yapan!




Masters talk about time, patience and loyalty!
"One must not live impatiently but in hurry as time goes by" one says whereas other says "i thought time was passing by but then i looked and it is me which pass by”. One says time other says patience makes you professional. “You need patience, time to understand” says one when other says “time is not enough, you need to be loyal at what you are doing”. We forget patience and loyalty as we are living in time such as luck and happiness which just pass by. Being an ordinary person might be patience, not to feel anger or greed, just to look in front of you, what life offers you, wait patiently without thinking what is behind. Patience is to believe in destiny for some. Accept faith and believe there is always a reason for anyhting.

Do we commonly forget loyalty? Is it only to be loyal to relationship, to family, child, job...What about ourselves? Isn’t loyalty to be honest to oneself? A human can’t only hide from himself. If we don’t speak out, it feels as if we are unseen. Are we afraid of loyalty? To be connected to something, someone feels safe for many people, but some are afraid to be connected. However it is still not to be loyal. How loyal are we to the ones we are connected? The most important thing is to be honest to ourselves. To know what we want or what we don’t want. Doesn’t it make you feel peaceful when we are loyal to life itself ?

Which makes a human an individual is the loyalty we show to relationships which are made out with patience over time!

23 Şubat 2014 Pazar

Pazar keyfi mi, keyif pazarı mı? Mükellef bir sabah kahvaltısı ile güne başlamak, günün geri kalanını içinden nasıl geçiyor ise öyle devam ettirmek... Yalnız da olsam doyma noktasının üstünde bir kahvaltı olmalı, müzik dinlenilmeli, film seyredilmeli, kitap okunmalı, ya yürüyüş yapılmalı ya da yatılmalı. Rutin günlerde yapılamayan ne varsa yapılabilir, itirazım yok. Çok mu kışkırtıcı? Ya bir de şöyle deniz kenarında, güneşli bir pazar günü sevdiklerinizle; doyduktan sonra yemeye devam ettiğiniz bir kahvaltı yaptı iseniz?! Peynirin tadı, zeytinin acısı, reçelin tatlısı, ekmeğin kokusu, çayın demi bile bir başka. İyot kokusunun kanınıza karışıp ruhunuzu arındırdığını bir düşünün. Yoksa siz hala...Yaz gelsin, denize girip günahlarımdan arınmak istiyorum.




22 Şubat 2014 Cumartesi

Küçük bir merhaba! Blog açılmıstır; Sesi Çıkan Harfler...Herkese keyifli hafta sonları!


20 Şubat 2014 Perşembe

Bir ruyadir Jehan

Sahnede devleşiyor derler bazı sanatçılar için.
Siz heybeti karşısında küçülürsünüz.
O sahnede büyümez aslında.
Çünkü o "küçük kadın, bu dünyanın sevgilisi" sahnede olduğu gibidir,
siz adeta onunla berabersinizdir sahnede ya da o sizin yanınızda.
Alır götürür sizi hayallere.
"Rüya" görüyorsunuzdur şarkılarını dinlerken.
Ayrıca her performansı ayrı bir keyif.
En son Hayal Kahvesi Alsancak performansi gibi.

Issız bir adada onun sesiyle bir olursunuz, doğayla iç içe,
kuşlar ancak eşlik eder, sular çınlar sesiyle.
Şehirdeyseniz sabah kahvenize eşlik eder,
yağmurun keyfini de, güneşin tadını da çıkarırsınız.


Öğlen bir ziyafet çekersiniz ya da akşam şarabınıza eşlik eder.
Seyahate gittiğinizde o şehrin şarkısını söylüyordur adeta,
yaşadığınız şehirdeyseniz alışkın olduğunuz hayatınızda
alışık olmadığınız yeni kelimeler fısıldıyordur kulağınıza
ve siz tekrar başlarsınız anlamaya...