6 Mart 2020 Cuma

06/03/2020
2 ay oldu...

09/02/2020
Bilmiyorum, nasıl alışılır, nasıl konuşulur, insanlar sorunca nasıl cevap verilir. Üzmemek için üzgün gözükmemek mi gerek yoksa düşünmeden, böyle hiç durmadan anlatmak mı?
Mesela ona çok benzediğimi söylüyorlar, onlar da paylaşmak istiyorlar, kimi beni rahatlatmak kimi paylaşmak için kendi, geçmiş gibi yapan acısını. Hep düşünürdüm; ellerim, parmaklarım sanki seninkilere benziyor diye, şimdi daha da çok benziyormuş gibi geliyor.
Senin müziğini duyuyorum şimdi daha çok, gençliğinde baterinle sonra zaman zaman keyifli gecelerde Bodrum'da, İstanbul'da, kah yanımda taşıdığımız kah bulduğun o gergin deriden  parmaklarınla çıkardığın müziğini, hiç ders almamış olsan da piyanonun başına oturduğun zaman çaldığın o müziğin sesini.
Senin sesini unutmak istemiyorum, zaman geçtikçe sanki daha zor duyarmışım gibi geliyor, istemiyorum. Her zaman hatırlayacaksın, hep yanında olacak deseler de ve bunu derinden güçlü bir hisle biliyor olsam da sesini daha az hatırlama ihtimali olabilir mi? Olamaz demeyin, hepiniz nasıl bilebilirsiniz ki? Aynı acıyı yaşamış olanlar dahi şu an ve sonrasında yıllar geçtikçe aynı şeyi mi hissediyorlar? Zaman herkes için aynı hızda, acıda, mutlulukta geçmediği gibi, duygular da zamanla herkes için aynı şekilde evrilmiyor. Aynı testiyi yapmak için yoğuruyor da olsanız o toprak sonunda herkesin elinden farklı formda çıkıyor hatta aynı kişinin elinden her defasında. Yazmaya başladığın bir mektup, bir hikaye bile yazmaya devam ettikçe değişmiyor mu? Kendi hikayene mi şekiller vermek istersin yoksa başkalarınınki ne mi?

10/02/2020
Samimiyetle sevdin mi? İçinden gelerek seni seviyorum dedin mi, şöyle kalbinin ta içinden, kelimeler dudaklarından çıkarken kenarlara sürtüğünde yanmadan, tam tersi dudağında tatlı bir sıcaklık ve ferahlık bıraktı diyebilir misin?
Ben onun saysesinde insanlara önce samimiyetle, gülümseyen gözlerle, sevgiyle yaklaşmayı, kendini korumak için etrafına sınırlar çekmek, engeller koymaktansa, dört bir yanını insana, samimiyete, sevgi ihtimaline açmayı öğrendim. Zaman zaman üzülmüş, kırılmış hatta kızmış olsam da hiç pişman olmadım. Ben, zarar görme ihtimali vardır diye yapamadıklarından, yapmaktan çekineceklerimden pişman olabilirim ancak. Etrafta dokunacak bu kadar duygu, bir o kadar insan varken elimi tedirginlikle değil, gönlümce uzattım. Kazandıklarım kaybetme ihtimalim olanlardan fazla. Aldığım koku, tat, hissettiğim sıcaklık iyi ki.

11/02/2020
Diğer yandan bu kadar iyiliğe rağmen belki de ilk defa gerçekten bencillik yapmak istiyorum. Seni oradan çıkarmak, yanımda olman... ne kadar hastalıklı bir düşünce olduğunun farkındayım ama tam da tahmin ettiğim gibi zaman geçtikçe daha da zor geliyor, daha çok özlüyorum. Sesini duymak, seni görmek istiyorum. Artık neredeyse her güne vurduğun göz dolmalarım, zaman zaman aşamalarım da yeterince dindirmiyor ama yine de iyi geliyor. Çok garip, yavaş yavaş yükselen bir sesle ağlamaya başlayıp sonra birden susuyorum. Ben hala inanamıyorum, kabul etmek istemiyorum.

12/02/2020
Evet seni oradan çıkarıp yanıma getirmek istiyorum, ne kadar tehlikeli, insanların tehlikeli olduğumu düşünme ihtimallerine karşın seni topraktan çıkarmak istiyorum. Sanki öyle her şey öncesine dönecek, sanki iyi olacaksın. Aklın sınırının ötesine geçmekle bu tarafta kalmak arasında karar vermek gibi. Önür tarafa geçip hep o akıl hali ile kalsam nasıl olur diye de düşündüm ama bir şey beni bu tarafta tutuyor. Biraz annemin varlığı biraz da senin beni öyle görmek istemeyeceğini, iyi olmamı istediğini, bana hep kendime iyi bakmamı, hiç bir şey için çok üzülmememi söylediğini yoksa senin çok üzüleceğini bilmem. Ben hep yaşama inandım, her ne olursa olsun. Hep çok acı çektiğimizi düşündüğümüz anlar dahi geçti hatta bazılarının acısı unutuldu. Bu bambaşka bir acı ama yaşama inanıyorum ben. Bize bahşedilmiş olan hayatı iyi yaşamamız, bize sunulmuş olan bu bedene iyi bakmamız gerektiğine inandım. Sanırım bu inancım beni burada sağlam tutuyor.
Ama değilim be baba, herkesin söylediği kadar güçlü değilim, canım çok yanıyor, gittikçe daha fazla ve o kadar da sağlam durmuyorum aslında, sadece kendi üzüntülerimiz ve hatalarımız ile başkalarını üzmememiz gerektiğine inandım hep.

15/02/2020
Belki de bilinçaltım şu durumda bile öyle çalışıyor, ne zorluyorum, ne tutuyorum. Bir düğme yok ya bir dokunduğunda ağlamaya başlayıp istediğin zaman kapatasın. Ama artık her an yerde, işte, ulaşım araçlarında, her an gözlerim dolabiliyor.
Ağaç büyüyüp de dallar o ağacın kökünden, çiçekler de o dallardan çıkmaya çalışır ya, sanki tatlı bir acı var olmak, yaşamı sürdürmek için bir bedel gibi, işte içim öyle acıyor. Dallarımdan çiçekler açmak istiyorum tekrar, canım yanıyor. Sen yeniden çiçek açtığımı görmek istersen biliyorum. Gerçi bazen eğer gerçekten bir şeyleri görüyor ve hissediyorsan, burada olmadığın için kahrolduğunu da düşünüyorum ama diğer yandan benim üzülmem seni daha da çok kahreder. Ve bu yüzden böyle bir şey olmamalı; oralarda hissetmemelisiniz. Tekrar çiçeklenmek için sebep işte. Sonra bir an bir şeylere sevinip gülümsediğimde, yüzümde tam da çiçekler açmaya başladığında bir sürelik pişmanlık, hüzün, keder gibi duyguları hissediyorum. Sanki gülmemek, sevinmemek gerekiyormuş gibi.
Peki nedir yas süreci? Başı, sonu belli mi? Bitmeyen bir süreç gibi. Her an yaşamadığın, dışa vurmadığın hatta insanların geçtiğini sandığı, senin hayatına her zamanki gibi devam etmeye başlamışsın gibi düşünmeleri ile son bulan bir süreç.

20/02/2020
Belki yeni kararlar alacağın, düşündüğünün tam tersi bir yöne yürümeye başlayacağın, yapmam dediklerini yapacağın bir süreç ama sonunda ister bu yöne ister diğerine artık her şey çok farklı. Bir karar verdiğinde, mutlu olduğunda paylaşmak isteyeceğim ilk iki kişiden biri artık yok. İki kişi yerine bir kişiyi arayacaksın, birinin sesini duyamayacaksın. O sana "babasının güzel kuşu", "evlat", "canım kızım benim" diyemeyecek. Senin bildiğin, görebileceğin şekilde olmayacak belki ama yine senin her mutluluğundan gurur duyacak, evet, işteki başarıdan değil aslında, gerçekten mutlu olmayı başardığın için çünkü sen onun parasısın, bir parçası da sende. Fiziksel varoluşun yani o olmasaydı sen olamazdın bir yana, sen olduktan sonra o daha çok var, yaşadığını daha çok hissetti, bu sevgiyi başka boyuta taşıyor, bir baba olduğu için bambaşka bir mutluluk duyuyor. İşte bu yüzden sen mutlu olduğunda gururlanıyor, sen de ona benzerliğin için gurur duyuyorsun, onun çocuğu olduğun için. İnsanoğlunun hayatındaki en büyük şanslarından biri sevilmek. Sevildiysen, sevdiysen insansın, evlâydın, kadınsın,erkeksin, kardeşin,dostsun, yoldasın, sevgilisin, sevebildiysen VARSIN.

Seni çok seviyorum
BABAM
BABİŞKOM

Seni çok özlüyorum.

Kızın


0 yorum:

Yorum Gönder