6 Mart 2020 Cuma

06/03/2020
2 ay oldu...

09/02/2020
Bilmiyorum, nasıl alışılır, nasıl konuşulur, insanlar sorunca nasıl cevap verilir. Üzmemek için üzgün gözükmemek mi gerek yoksa düşünmeden, böyle hiç durmadan anlatmak mı?
Mesela ona çok benzediğimi söylüyorlar, onlar da paylaşmak istiyorlar, kimi beni rahatlatmak kimi paylaşmak için kendi, geçmiş gibi yapan acısını. Hep düşünürdüm; ellerim, parmaklarım sanki seninkilere benziyor diye, şimdi daha da çok benziyormuş gibi geliyor.
Senin müziğini duyuyorum şimdi daha çok, gençliğinde baterinle sonra zaman zaman keyifli gecelerde Bodrum'da, İstanbul'da, kah yanımda taşıdığımız kah bulduğun o gergin deriden  parmaklarınla çıkardığın müziğini, hiç ders almamış olsan da piyanonun başına oturduğun zaman çaldığın o müziğin sesini.
Senin sesini unutmak istemiyorum, zaman geçtikçe sanki daha zor duyarmışım gibi geliyor, istemiyorum. Her zaman hatırlayacaksın, hep yanında olacak deseler de ve bunu derinden güçlü bir hisle biliyor olsam da sesini daha az hatırlama ihtimali olabilir mi? Olamaz demeyin, hepiniz nasıl bilebilirsiniz ki? Aynı acıyı yaşamış olanlar dahi şu an ve sonrasında yıllar geçtikçe aynı şeyi mi hissediyorlar? Zaman herkes için aynı hızda, acıda, mutlulukta geçmediği gibi, duygular da zamanla herkes için aynı şekilde evrilmiyor. Aynı testiyi yapmak için yoğuruyor da olsanız o toprak sonunda herkesin elinden farklı formda çıkıyor hatta aynı kişinin elinden her defasında. Yazmaya başladığın bir mektup, bir hikaye bile yazmaya devam ettikçe değişmiyor mu? Kendi hikayene mi şekiller vermek istersin yoksa başkalarınınki ne mi?

10/02/2020
Samimiyetle sevdin mi? İçinden gelerek seni seviyorum dedin mi, şöyle kalbinin ta içinden, kelimeler dudaklarından çıkarken kenarlara sürtüğünde yanmadan, tam tersi dudağında tatlı bir sıcaklık ve ferahlık bıraktı diyebilir misin?
Ben onun saysesinde insanlara önce samimiyetle, gülümseyen gözlerle, sevgiyle yaklaşmayı, kendini korumak için etrafına sınırlar çekmek, engeller koymaktansa, dört bir yanını insana, samimiyete, sevgi ihtimaline açmayı öğrendim. Zaman zaman üzülmüş, kırılmış hatta kızmış olsam da hiç pişman olmadım. Ben, zarar görme ihtimali vardır diye yapamadıklarından, yapmaktan çekineceklerimden pişman olabilirim ancak. Etrafta dokunacak bu kadar duygu, bir o kadar insan varken elimi tedirginlikle değil, gönlümce uzattım. Kazandıklarım kaybetme ihtimalim olanlardan fazla. Aldığım koku, tat, hissettiğim sıcaklık iyi ki.

11/02/2020
Diğer yandan bu kadar iyiliğe rağmen belki de ilk defa gerçekten bencillik yapmak istiyorum. Seni oradan çıkarmak, yanımda olman... ne kadar hastalıklı bir düşünce olduğunun farkındayım ama tam da tahmin ettiğim gibi zaman geçtikçe daha da zor geliyor, daha çok özlüyorum. Sesini duymak, seni görmek istiyorum. Artık neredeyse her güne vurduğun göz dolmalarım, zaman zaman aşamalarım da yeterince dindirmiyor ama yine de iyi geliyor. Çok garip, yavaş yavaş yükselen bir sesle ağlamaya başlayıp sonra birden susuyorum. Ben hala inanamıyorum, kabul etmek istemiyorum.

12/02/2020
Evet seni oradan çıkarıp yanıma getirmek istiyorum, ne kadar tehlikeli, insanların tehlikeli olduğumu düşünme ihtimallerine karşın seni topraktan çıkarmak istiyorum. Sanki öyle her şey öncesine dönecek, sanki iyi olacaksın. Aklın sınırının ötesine geçmekle bu tarafta kalmak arasında karar vermek gibi. Önür tarafa geçip hep o akıl hali ile kalsam nasıl olur diye de düşündüm ama bir şey beni bu tarafta tutuyor. Biraz annemin varlığı biraz da senin beni öyle görmek istemeyeceğini, iyi olmamı istediğini, bana hep kendime iyi bakmamı, hiç bir şey için çok üzülmememi söylediğini yoksa senin çok üzüleceğini bilmem. Ben hep yaşama inandım, her ne olursa olsun. Hep çok acı çektiğimizi düşündüğümüz anlar dahi geçti hatta bazılarının acısı unutuldu. Bu bambaşka bir acı ama yaşama inanıyorum ben. Bize bahşedilmiş olan hayatı iyi yaşamamız, bize sunulmuş olan bu bedene iyi bakmamız gerektiğine inandım. Sanırım bu inancım beni burada sağlam tutuyor.
Ama değilim be baba, herkesin söylediği kadar güçlü değilim, canım çok yanıyor, gittikçe daha fazla ve o kadar da sağlam durmuyorum aslında, sadece kendi üzüntülerimiz ve hatalarımız ile başkalarını üzmememiz gerektiğine inandım hep.

15/02/2020
Belki de bilinçaltım şu durumda bile öyle çalışıyor, ne zorluyorum, ne tutuyorum. Bir düğme yok ya bir dokunduğunda ağlamaya başlayıp istediğin zaman kapatasın. Ama artık her an yerde, işte, ulaşım araçlarında, her an gözlerim dolabiliyor.
Ağaç büyüyüp de dallar o ağacın kökünden, çiçekler de o dallardan çıkmaya çalışır ya, sanki tatlı bir acı var olmak, yaşamı sürdürmek için bir bedel gibi, işte içim öyle acıyor. Dallarımdan çiçekler açmak istiyorum tekrar, canım yanıyor. Sen yeniden çiçek açtığımı görmek istersen biliyorum. Gerçi bazen eğer gerçekten bir şeyleri görüyor ve hissediyorsan, burada olmadığın için kahrolduğunu da düşünüyorum ama diğer yandan benim üzülmem seni daha da çok kahreder. Ve bu yüzden böyle bir şey olmamalı; oralarda hissetmemelisiniz. Tekrar çiçeklenmek için sebep işte. Sonra bir an bir şeylere sevinip gülümsediğimde, yüzümde tam da çiçekler açmaya başladığında bir sürelik pişmanlık, hüzün, keder gibi duyguları hissediyorum. Sanki gülmemek, sevinmemek gerekiyormuş gibi.
Peki nedir yas süreci? Başı, sonu belli mi? Bitmeyen bir süreç gibi. Her an yaşamadığın, dışa vurmadığın hatta insanların geçtiğini sandığı, senin hayatına her zamanki gibi devam etmeye başlamışsın gibi düşünmeleri ile son bulan bir süreç.

20/02/2020
Belki yeni kararlar alacağın, düşündüğünün tam tersi bir yöne yürümeye başlayacağın, yapmam dediklerini yapacağın bir süreç ama sonunda ister bu yöne ister diğerine artık her şey çok farklı. Bir karar verdiğinde, mutlu olduğunda paylaşmak isteyeceğim ilk iki kişiden biri artık yok. İki kişi yerine bir kişiyi arayacaksın, birinin sesini duyamayacaksın. O sana "babasının güzel kuşu", "evlat", "canım kızım benim" diyemeyecek. Senin bildiğin, görebileceğin şekilde olmayacak belki ama yine senin her mutluluğundan gurur duyacak, evet, işteki başarıdan değil aslında, gerçekten mutlu olmayı başardığın için çünkü sen onun parasısın, bir parçası da sende. Fiziksel varoluşun yani o olmasaydı sen olamazdın bir yana, sen olduktan sonra o daha çok var, yaşadığını daha çok hissetti, bu sevgiyi başka boyuta taşıyor, bir baba olduğu için bambaşka bir mutluluk duyuyor. İşte bu yüzden sen mutlu olduğunda gururlanıyor, sen de ona benzerliğin için gurur duyuyorsun, onun çocuğu olduğun için. İnsanoğlunun hayatındaki en büyük şanslarından biri sevilmek. Sevildiysen, sevdiysen insansın, evlâydın, kadınsın,erkeksin, kardeşin,dostsun, yoldasın, sevgilisin, sevebildiysen VARSIN.

Seni çok seviyorum
BABAM
BABİŞKOM

Seni çok özlüyorum.

Kızın


18 Mayıs 2019 Cumartesi

Kendinle konuştun mu hiç ama gerçekten, şöyle karşı karşıya gelip kendi gözlerinin içine bakarak? Bildiğin gerçekleri, iyi taraflarını değil bayağı karanlık tarafını, isteyip de yapamadıklarını, yapmaktan veya söylemekten çekindiklerini açık açık belki de sesli söyledin mi kendine? Yapabildiysen, söylediğin anda panikleyip buz gibi ter döküp senin aklından, ağzından çıkmış oldukları için pişmanlık duyduğun, söylediğine inanamadığın oldu mu hiç? Peki neden? Neden düşündün bunları değil, neden bu şaşırmalar? Hissettiklerinden olmamalı. Sen de insansın. Sana öğretilen, dayatılan iyi insan kalıpları, alışılagelmişlikler, namus, örf, adet, hepsi senin de sıradan bir insan olduğunu unutturmak için belki de. Onlar bile farkında değil. Senin de zaafların, kötü düşüncelerin, sövmelerin olabilir. Etten, kemikten, sızıların içine geçebildiği, beyninin bir kısmını kullanabilen, uzun anlatsan da anlattıklarının karşındakinin anlayacağı kadardır dedikleri, öfkelenen, küfreden, en zeki varlık deselerde sıradan bir varlıksın sen.
Hep mantıklı oldun ya da olmaya çalıştın, bazen sıkıcı oldu çünkü sen küçük bir kızken de, ergenkon de böyleydin. Şimdi büyüdün mü ya da büyüdün de her şey değişti mi? Hayatta daha fazla tek başına bir şeyler yapmaya başladın, kendi hayatını kurmaya. Zarar gördün, incindin, kırıldın ama hep iyimserdin, her şeye rağmen. Sabırla insanların içindeki iyiyi çıkarabileceğine inandın. Belki de mücadele etmeyi, sert olmayı bilmediğin içindi. Oldu da; insanlar seni tanıdıkça onları kazandın, bir ödül gibi değil, senin hayatının değerli parçaları oldular. Aranızda neler yaşanmış, neler söylenmiş olsa da senin arkadaşların, dostların, kardeşlerin oldular. Bundandır hiç kardeşsiz hissetmediğin ki ihtiyaç değildir, sahip olmadığın şeyin duygusunu bilemezsin, hayatında varolduğunda anlamını öğrenirsin hem de kan bağı olmadan; hediyedir adeta.
Sert mizaçlı olamadın belki ama mücadeleci oldun, ihtiyacı olana telkinler verdin.
Ve büyüdün, yaş aldın, sen de yoruldun. Aslında hayallerin için daha da çok enerjin olduğunu hissederken manen yoruldun; demiştim, insansın, sade, olduğu gibi. Zamanla telkinlerin artık çok da işe yaramadığını gördün ya da eskisi gibi dinlemediklerini. Ne kadar sabırlı olsan da iyi olmayı seçmeyebileceklerini gördün. Sonra sen de değiştin, öfkelendin, söndün yine de zarar veremedin, sen busun. İlişkilerin boyut değiştirdi, kırılıp artık kendini kolay tamir edemediğini gördün. Artık şu düzgün olma kalıbından çık. Senin de arzuların, yapmak istemediklerin olabilir. Hadi itiraf et; kendine söylerken rahatlıyorsun, belki de sesli söylemen gerek, duyurman.
Artık eskisi kadar çekinmiyorsun. Ne mükemmelsin, ne en iyisi. Aslında ne kadar sade, sıradan olduğunu biliyordun hatta bununla mutlusun. Mükemmeliyetçiliği bırakabilirsin, en azından bazen. Bırak anlatmayı, azını anlasın ya da anlamasınlar hatta bazen de yanlış anlasınlar. Çok eğlenceli olacak, tadını çıkar. Daha da fazla zevk al her şeyden; yemeden, içmeden, sarhoş olmaktan, seyahatten, bayılana kadar dans etmekten, bağırarak şarkı söylemekten, küfretmekten, kızmaktan, kutlamalardan, zaaflarından, hangi mevsim olursa olsun çıplak ayakla deniz kenarında yürümekten, kendi başına bir yerde oturup içkinin tadını çıkarmaktan, yağmurda daha fazla ıslanmaktan, insanların yüzlerinden hikayelerini yazmaktan, kağıda döktüklerini paylaşmaktan, belki bazen bir haksızlık olduğunda açıklama yapmaya çalışmayıp hiç cevap vermeden yürüyüp gitmekten, duymamaktan, gözlerini kapatıp daha derin nefes almaktan, yürürken birden durup yakaladığın bir anı hafızanda fotoğraflamaktan, sevdiğine zaman ayırmaktan daha fazla zevk al.
Arada söylen kendi kendine, hata yap, bırak öyle kalsın, bir başka tecrübede acısını çıkar, düş, emekle, yeniden kalk, incit dizlerini, çizilsin derin, izi kalsın sonra bak o izlere, gülümse, sadece sen gibi. Yazarsın yeni bir hikaye nasıl olsa!

16 Şubat 2019 Cumartesi

Sinirlenince şarkı söylemeyi unuttum...
Ama hayal kurmayı değil. Şarkıları unutturmaya çalışanlara inat avazım çıktığı kadar şarkı söylüyorum, içimden, sessizce...
Yanaklarımdan fışkırıyor sesler, gözlerimden. Ellerimi her zamanki gibi hareket ettiriyorum her zaman birşeyler anlatırken olduğu gibi. Anlatırken yaşıyorum,  karşımdaki dinliyor beni. Aslında bir film seyrediyor gibi, benim yazdığım gerçek bir senaryo; herhangi birimizin hayatı gibi.  Rol yapmaya gerek olmadan doğaçlama, abartısız, mış gibi değil. Ne hissettiğini söylemeyi unutanlar için. Sahi ne zamandı o? Ne der diye duraksadığın zaman mı yoksa kendine saklamayı düşündüğün an mı? Ya da belki de çekinip hepten hiç birşey söylememeye karar verdiğin zaman mıydı? İçinde tuttukça şekil değiştiriyor farkında değil misin? Sen olmuyorsun artık, sevdiğin şeyleri yapmayı unutuyorsun veya sana iyi gelecek şeyleri.
Avazın çıktığı kadar şarkı söylemeyi unutma, içinden de olsa. Duyan birileri illa ki çıkar.

26 Mart 2017 Pazar



Gitmiyorum.
Hos insanin dogasinda var gitmek de kalmak da.
Diger yandan kimi zaman gidene zor, kimi zaman kalana,
Arkasindan el sallayana.
Hatta senin farkinda bile olmadigi icin yalniz basina arkasindan bakana.
Peki ya hangisi daha zor?
Gitmesinin, onemsendiginin farkinda olmasi mi olmamasi mi?
Kimimiz aci cekmeyi sever, bilsin, senin gozlerinin icine baksin da doya doya sen uzul diye...
Ya da kimi ayni anda aci ceksin ister
Yani kimi mazosist kimi sadist.
Uzuntu halindeyken bile sifatlar, tanimlar koyabiliyoruz.
Bir ozgur birakamiyoruz doyasiya uzulelim.
Peki bu ne?
Ozgur olmak mi korkutuyor yoksa?
Birseylere bagli degilmis, her an ortada kalabilirmis gibi.
Oysa hic dusunmeyiz ki ozgurken heryere ait olabilirsin.
Her topraga alisip her kokuyu icine cekip her suda yuzup her tadin zevkine varip her yuzu taniyarak
Ve etrafindakilerin alanina izinsiz dalmayarak
İste o zaman korkmazsin ozgur olmaktan.
Tam tersi seversin onu, korur gozetirsin.
Baskasina yardimci olursun.
O zaman anlarsin; gitmek de ozgurluk kalmak da
Bazen uzakta olan sana en yakin olandir, ruhuna en cok dokunan.
Uzaktan duydugun notalar ya da sevdigin bir cicek veya toprak kokusu gibi
Ben yine de gitmiyorum, seviyorum bu toprak parcasini.
Ozgur olduguma inanarak yasamayi...

İ ak not leaving.
Well, it's human nature; to leave le to stay
On the other hand, it is sometimes hard for the one going or at times the one staying.
Who is waving hand at the back
'Cause (s)he even doesn't know about you
Then which one is harder;
That (s)he realizes there's someone caring
Some of us like to grieve that one looks into your eyes and you feel pain more
Or some like to feel the one gets hurt more
Some masochist some sadist
We use adjectives, definitons even when we are grieving
We don't let ourselves suffer deeply
What's this?
Are we afraid of being free or feeling that we are not bound to anyone, anywhere and we might be left alone in the middle of nowhere?
However we never think that we belong to everywhere when we are free.
We can get used to every soil, absorb every smell deeply, swimming in every water, getting the very best of pleasure of every taste; by getting to know every face,
Without getting into the other's borders with no permission.
Then you won't be afraid of being free,
Just the opposite; you'll love it, protect and care for it;
You help the other.
Then you understand freedom is both leaving and staying.
Sometimes the one who is far away is the one who is the closest, touches your soul,
Just like the notes of music you hear from far away
Or your favourite flower or the smell of the earth.
I am not leaving anyway
I love that part of the earth
Believing that i am free!

Giz

19 Mayıs 2015 Salı




Bir şehir vardır doğduğun, seni sen yapan, sokaklarını bildiğin, denizini sevdiğin. İnsanlarıyla büyüdüğun, ogrendigin, öğrettiğin, emekledigin, ilk diz, dirsek yaralarını aldigin, sokaklarında oynarken saati unuttuğun ya da oyun tatlı geldiği için annenin kulaklarında çınlayan sesine ragmen unutmuş ya da duymuyor gibi yaptığın, okul müsamerelerine çıktığın, cocukluktan"deli"kanlılığa geçtiğin, ilk kez okul kirdigin, ilk kacamagini yaptığın, arabayı kaçırdığın, gündüz partilerine, danslarına gittiğin.

İlk gençlik yıllarını yasadigin, platonik bir aşka katıldığın, elele tutustugun, kendini beğendirmek icin belki de şekilden şekile girdigin, evde yalnız takılıp annenin hazırladığı çörekli borekli doğum günü partilerinden beri şöyle mezeli, içkili, kokteylli arkadaş partisi verdiğin.

İlk aşk notlarını ya da şiirlerini yazdığın, uzerine gozyaslarini döktüğün, arkadaslarinda kalabilmek için izin kopardigin, ilk sigara kacamagini yaptığın, annene, babana ilk kez karşı çıktığın, hayata isyan etmeye basladigin, bir o kadar da ilk coşkulu, neseli anlarını yasadigin, arkadaslarinla konsere gittiğin, kopya çektiğin hatta okul hayatında başlayan kopya çekmeyi hayranı olduğun sanatçı ya da güzel bulduğun arkadaşının kıyafeti üzerinden devam ettirdigin, kızlarla erkeklerin farklı yaratıklar olduğunu anladigin.

Kendinin çok küçük dünyanın çok büyük olduğunu farkettigin, özgürce hayal kurduğun, hayal kurmanın seni daha da özgür kıldığını hissettiğin, gizli yeteneklerini keşfettiğin ve herkesin keşfedilecek yetenekleri olduğunu farkettiğin, yeni şeyler denerken dünyada daha denenecek çok şey olduğunu, başka dillerde konuşan, başka renklerde insanlar varolduğunu görmeye başlayıp seyahat etmek arzusu ile dolduğun, hiç düşünmediğin kadar çok tehlikeli ama bir o kadar da sevgi dolu insanların olduğunu anlamaya başladığın.

Bir de başka bir şehir vardır; seni hayatının tüm deneyimleriyle dolu olarak kabul edip kendi güzelliklerini, meydan okumalarını, zenginliklerini, tehlikelerini, aşklarını, kalp kırıklarını, sevgisini, gözyaşlarını, mis kokusunu, kirini, hafta sonu kaçamaklarını, zorluklarını, lezzetlerini, sarhosluklarını, dostluklarını, ihanetlerini, yaşamboyu sürecek ilişkilerini, hayal kırıklıklarını, keyifli anlarını, kaçma ihtiyacını, dayanma gücünü, sıkıntılarını, zenginliğinin altındaki sıradanlığını, tutkunun yanındaki kıskançlığı, zevkin altındaki acıyı, sadeliğinin içindeki hazzı, özlemle karışık mutluluğu hissettiğin.

Şehirler vardır ona gitme hissi veren, şehirler vardır onun için terk edilen, şehirler vardır ona kaçtığın, şehirler vardır onun için diğerini bırakırken arkana bakmadığın.

Ne kadarını yaşıyorsan da seni bırakmaz, sen ihmal etsen de vermeye devam eder, seni düşünmeye, düşündürmeye.

Sen unutsan da yaşamayı, sana hatırlatan...aşık olunan, vazgeçilemeyen...

 
                                                                                           İstanbul ve İzmir için


28 Şubat 2015 Cumartesi

Yokum ben yok
Gözüm yok, sesim yok
İşitemiyorum
Sevgim yok ama sevgim çok
Yolum var, yolcu olmak istiyorum
Sözüm var, zikretmek isiyorum
Dursam bir an, düşünmesem
Geçse zaman üstümden
Baksam, görebilsek
Görebilsek, konuşabilsek, anlatabilsek,
Dinleyebilsek
Nerede unuttuk hatırlasak
Oraya dönmesek, devam etsek
Hatırlasak, unutmasak
Zaman bulsak, yaratsak
Yazsak, dinletebilsek
Konuşsak, okutabilsek
Koşmadan yetisebilsek
Geç olmadan değil, istediğimiz zaman

23 Kasım 2014 Pazar

Dalgaları seyrederken kayboldum aralarında
Gözlerim mavi oldu birden
Sanki burnumdan değil derimden nefes alıyordum
Dünyanın kokusu aslında iyot kokusuymuş
Tuzlu bir tat geldi ağzıma
Aydınlandı yüzüm, alışkın olduğum tattı bu
Islaktı gözlerim ama ağlamaktan değil
Bulanık ama aslında daha iyi görüyordum
Önemli olan olduğu gibi görmekti
Gördüğüm kadarı da yetiyordu bana
Hissediyordum, anlıyordum konusulandan daha fazla
Çünkü anlatılanlar her zaman doğru değildi
Herkesin kendi doğrusuydu biraz da
Benim içinse 
Bana ne hissettirdikleri önemliydi
Belki"tanistigimiza memnun oldum"
"Karsilasmamizin bir önemi yok"demekti
Ya da"size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Umarım yardımcı olmam gerekmez"demekti
"Beraber bir şeyler içeriz"
"Hesabı sen ödeyeceksen..." demek olabilir miydi?
Ya"seni çok görmek isterim" "eğer vakit bulabilirsem" demekse...?!
Bu yüzden benim ne düşündüğüm önemli biraz da söylemek istedikleri
Gittikçe yabancılaşmaktansa
Kelimeleri daha az kullanmak
İnsanın iki dudağının arasından çıkan sesleri dinlemektense
Doğaya kulak vermek
O karmaşanın, gürültünün arasında sesini duyurmaya çalışan ağaçların yaprakları
O dallara tutunan kuşları
Varsa yakında bir yerlerde
Dalgalarla sesini duyurmaya çalışan denizi
Kimi zaman yüzünüzü hafifçe okşayan
Kimi zaman bıçak gibi kesen rüzgarın sesini
Dinlemek lazım
Kitaplardan okuduğumuz veya eski filmlerden seyrettiğimiz
Artık tanıyamadığımız şehirleri
Koklamak lazım çiçekleri, yağmurdan sonraki çimeni, denizi, yosunu
Dokunmak lazım
Sokaktaki kediye, köpeğe
İnsanoğlunun henüz evcilleştiremediği
Sahilde az önce üzerinden dalgaların akıp geçtiği bir çakıl taşına
Hava yağmur da, çamur da olsa
Çıplak yürümek lazım kumların üstünde
Düşünmeden, korkmadan, utanmadan
Hatırlamak lazım
Sadece unuttuklarımızı değil
Aslında şu an sahip olduklarımız yokken ne yaptığımızı
Çoğu şeyin vazgeçilmez olmadığını
Sadece sen olduğunda başladığını herşeyin
Sen gördüğün, duyduğun, kokladığın, dokunduğun zaman
Sen hayatı hissetmeye başladığın zaman...



I was lost among the waves while watching them
My eyes turned into blue
As if I was breathing through my skin instead of my nose
The smell of the world in fact would be the smell of iodine
I tasted something salty
My face brightened
That was the taste with which I was familiar
My eyes were wet but I didn't cry
I coulde see blurry but better
The important thing was to see as it is
What I saw was enough for me
I could feel and understand more than what was spoken
Because what was told was not always true
Everybody has its own reality
For me
What they made me feel was important
Maybe"nice to meet you"means"it doesn't matter if we meet"
Or"how can I help you"means"I hope I don't have to help you"
"Let's drink something sometime" could be "if you will pay!"
Or if"I really wanna see you" means "if I can find time"?!
Therefore what I think is important"and also what they meant to be
Instead of becoming foreigners more and more
Using less words is the best
Instead of listening to what is said between two lips of the one
Listening to nature
Leafs of tree which are trying to be heard among all that chaos and noise
Bidrs hang on those branches
If there is one around, the sea which is trying th be heard by its waves
Sound of the wind which sometimes pats your face
And times cuts your face off
We should listen to the cities
Which we read from the books and watch at old movies
We should smell the flowers and the grass after the rain,
The sea, the moss
We should touch the cat, the dog on the streets
Which human being hasn't tamed
If you can find, touch the pebble which has just been washed away by a wave
Even if it is rainy, muddy
You should walk on the sands with bare foot
Without thinking, fear or shame
We should remember
Not only the ones we forget
But also what we were doing without the things we have now
That many things are not indispensable
It all starts with only being you
When you see, hear, smell, touch,
When you start feeling life...