18 Mayıs 2019 Cumartesi

Kendinle konuştun mu hiç ama gerçekten, şöyle karşı karşıya gelip kendi gözlerinin içine bakarak? Bildiğin gerçekleri, iyi taraflarını değil bayağı karanlık tarafını, isteyip de yapamadıklarını, yapmaktan veya söylemekten çekindiklerini açık açık belki de sesli söyledin mi kendine? Yapabildiysen, söylediğin anda panikleyip buz gibi ter döküp senin aklından, ağzından çıkmış oldukları için pişmanlık duyduğun, söylediğine inanamadığın oldu mu hiç? Peki neden? Neden düşündün bunları değil, neden bu şaşırmalar? Hissettiklerinden olmamalı. Sen de insansın. Sana öğretilen, dayatılan iyi insan kalıpları, alışılagelmişlikler, namus, örf, adet, hepsi senin de sıradan bir insan olduğunu unutturmak için belki de. Onlar bile farkında değil. Senin de zaafların, kötü düşüncelerin, sövmelerin olabilir. Etten, kemikten, sızıların içine geçebildiği, beyninin bir kısmını kullanabilen, uzun anlatsan da anlattıklarının karşındakinin anlayacağı kadardır dedikleri, öfkelenen, küfreden, en zeki varlık deselerde sıradan bir varlıksın sen.
Hep mantıklı oldun ya da olmaya çalıştın, bazen sıkıcı oldu çünkü sen küçük bir kızken de, ergenkon de böyleydin. Şimdi büyüdün mü ya da büyüdün de her şey değişti mi? Hayatta daha fazla tek başına bir şeyler yapmaya başladın, kendi hayatını kurmaya. Zarar gördün, incindin, kırıldın ama hep iyimserdin, her şeye rağmen. Sabırla insanların içindeki iyiyi çıkarabileceğine inandın. Belki de mücadele etmeyi, sert olmayı bilmediğin içindi. Oldu da; insanlar seni tanıdıkça onları kazandın, bir ödül gibi değil, senin hayatının değerli parçaları oldular. Aranızda neler yaşanmış, neler söylenmiş olsa da senin arkadaşların, dostların, kardeşlerin oldular. Bundandır hiç kardeşsiz hissetmediğin ki ihtiyaç değildir, sahip olmadığın şeyin duygusunu bilemezsin, hayatında varolduğunda anlamını öğrenirsin hem de kan bağı olmadan; hediyedir adeta.
Sert mizaçlı olamadın belki ama mücadeleci oldun, ihtiyacı olana telkinler verdin.
Ve büyüdün, yaş aldın, sen de yoruldun. Aslında hayallerin için daha da çok enerjin olduğunu hissederken manen yoruldun; demiştim, insansın, sade, olduğu gibi. Zamanla telkinlerin artık çok da işe yaramadığını gördün ya da eskisi gibi dinlemediklerini. Ne kadar sabırlı olsan da iyi olmayı seçmeyebileceklerini gördün. Sonra sen de değiştin, öfkelendin, söndün yine de zarar veremedin, sen busun. İlişkilerin boyut değiştirdi, kırılıp artık kendini kolay tamir edemediğini gördün. Artık şu düzgün olma kalıbından çık. Senin de arzuların, yapmak istemediklerin olabilir. Hadi itiraf et; kendine söylerken rahatlıyorsun, belki de sesli söylemen gerek, duyurman.
Artık eskisi kadar çekinmiyorsun. Ne mükemmelsin, ne en iyisi. Aslında ne kadar sade, sıradan olduğunu biliyordun hatta bununla mutlusun. Mükemmeliyetçiliği bırakabilirsin, en azından bazen. Bırak anlatmayı, azını anlasın ya da anlamasınlar hatta bazen de yanlış anlasınlar. Çok eğlenceli olacak, tadını çıkar. Daha da fazla zevk al her şeyden; yemeden, içmeden, sarhoş olmaktan, seyahatten, bayılana kadar dans etmekten, bağırarak şarkı söylemekten, küfretmekten, kızmaktan, kutlamalardan, zaaflarından, hangi mevsim olursa olsun çıplak ayakla deniz kenarında yürümekten, kendi başına bir yerde oturup içkinin tadını çıkarmaktan, yağmurda daha fazla ıslanmaktan, insanların yüzlerinden hikayelerini yazmaktan, kağıda döktüklerini paylaşmaktan, belki bazen bir haksızlık olduğunda açıklama yapmaya çalışmayıp hiç cevap vermeden yürüyüp gitmekten, duymamaktan, gözlerini kapatıp daha derin nefes almaktan, yürürken birden durup yakaladığın bir anı hafızanda fotoğraflamaktan, sevdiğine zaman ayırmaktan daha fazla zevk al.
Arada söylen kendi kendine, hata yap, bırak öyle kalsın, bir başka tecrübede acısını çıkar, düş, emekle, yeniden kalk, incit dizlerini, çizilsin derin, izi kalsın sonra bak o izlere, gülümse, sadece sen gibi. Yazarsın yeni bir hikaye nasıl olsa!

16 Şubat 2019 Cumartesi

Sinirlenince şarkı söylemeyi unuttum...
Ama hayal kurmayı değil. Şarkıları unutturmaya çalışanlara inat avazım çıktığı kadar şarkı söylüyorum, içimden, sessizce...
Yanaklarımdan fışkırıyor sesler, gözlerimden. Ellerimi her zamanki gibi hareket ettiriyorum her zaman birşeyler anlatırken olduğu gibi. Anlatırken yaşıyorum,  karşımdaki dinliyor beni. Aslında bir film seyrediyor gibi, benim yazdığım gerçek bir senaryo; herhangi birimizin hayatı gibi.  Rol yapmaya gerek olmadan doğaçlama, abartısız, mış gibi değil. Ne hissettiğini söylemeyi unutanlar için. Sahi ne zamandı o? Ne der diye duraksadığın zaman mı yoksa kendine saklamayı düşündüğün an mı? Ya da belki de çekinip hepten hiç birşey söylememeye karar verdiğin zaman mıydı? İçinde tuttukça şekil değiştiriyor farkında değil misin? Sen olmuyorsun artık, sevdiğin şeyleri yapmayı unutuyorsun veya sana iyi gelecek şeyleri.
Avazın çıktığı kadar şarkı söylemeyi unutma, içinden de olsa. Duyan birileri illa ki çıkar.