23 Kasım 2014 Pazar

Dalgaları seyrederken kayboldum aralarında
Gözlerim mavi oldu birden
Sanki burnumdan değil derimden nefes alıyordum
Dünyanın kokusu aslında iyot kokusuymuş
Tuzlu bir tat geldi ağzıma
Aydınlandı yüzüm, alışkın olduğum tattı bu
Islaktı gözlerim ama ağlamaktan değil
Bulanık ama aslında daha iyi görüyordum
Önemli olan olduğu gibi görmekti
Gördüğüm kadarı da yetiyordu bana
Hissediyordum, anlıyordum konusulandan daha fazla
Çünkü anlatılanlar her zaman doğru değildi
Herkesin kendi doğrusuydu biraz da
Benim içinse 
Bana ne hissettirdikleri önemliydi
Belki"tanistigimiza memnun oldum"
"Karsilasmamizin bir önemi yok"demekti
Ya da"size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Umarım yardımcı olmam gerekmez"demekti
"Beraber bir şeyler içeriz"
"Hesabı sen ödeyeceksen..." demek olabilir miydi?
Ya"seni çok görmek isterim" "eğer vakit bulabilirsem" demekse...?!
Bu yüzden benim ne düşündüğüm önemli biraz da söylemek istedikleri
Gittikçe yabancılaşmaktansa
Kelimeleri daha az kullanmak
İnsanın iki dudağının arasından çıkan sesleri dinlemektense
Doğaya kulak vermek
O karmaşanın, gürültünün arasında sesini duyurmaya çalışan ağaçların yaprakları
O dallara tutunan kuşları
Varsa yakında bir yerlerde
Dalgalarla sesini duyurmaya çalışan denizi
Kimi zaman yüzünüzü hafifçe okşayan
Kimi zaman bıçak gibi kesen rüzgarın sesini
Dinlemek lazım
Kitaplardan okuduğumuz veya eski filmlerden seyrettiğimiz
Artık tanıyamadığımız şehirleri
Koklamak lazım çiçekleri, yağmurdan sonraki çimeni, denizi, yosunu
Dokunmak lazım
Sokaktaki kediye, köpeğe
İnsanoğlunun henüz evcilleştiremediği
Sahilde az önce üzerinden dalgaların akıp geçtiği bir çakıl taşına
Hava yağmur da, çamur da olsa
Çıplak yürümek lazım kumların üstünde
Düşünmeden, korkmadan, utanmadan
Hatırlamak lazım
Sadece unuttuklarımızı değil
Aslında şu an sahip olduklarımız yokken ne yaptığımızı
Çoğu şeyin vazgeçilmez olmadığını
Sadece sen olduğunda başladığını herşeyin
Sen gördüğün, duyduğun, kokladığın, dokunduğun zaman
Sen hayatı hissetmeye başladığın zaman...



I was lost among the waves while watching them
My eyes turned into blue
As if I was breathing through my skin instead of my nose
The smell of the world in fact would be the smell of iodine
I tasted something salty
My face brightened
That was the taste with which I was familiar
My eyes were wet but I didn't cry
I coulde see blurry but better
The important thing was to see as it is
What I saw was enough for me
I could feel and understand more than what was spoken
Because what was told was not always true
Everybody has its own reality
For me
What they made me feel was important
Maybe"nice to meet you"means"it doesn't matter if we meet"
Or"how can I help you"means"I hope I don't have to help you"
"Let's drink something sometime" could be "if you will pay!"
Or if"I really wanna see you" means "if I can find time"?!
Therefore what I think is important"and also what they meant to be
Instead of becoming foreigners more and more
Using less words is the best
Instead of listening to what is said between two lips of the one
Listening to nature
Leafs of tree which are trying to be heard among all that chaos and noise
Bidrs hang on those branches
If there is one around, the sea which is trying th be heard by its waves
Sound of the wind which sometimes pats your face
And times cuts your face off
We should listen to the cities
Which we read from the books and watch at old movies
We should smell the flowers and the grass after the rain,
The sea, the moss
We should touch the cat, the dog on the streets
Which human being hasn't tamed
If you can find, touch the pebble which has just been washed away by a wave
Even if it is rainy, muddy
You should walk on the sands with bare foot
Without thinking, fear or shame
We should remember
Not only the ones we forget
But also what we were doing without the things we have now
That many things are not indispensable
It all starts with only being you
When you see, hear, smell, touch,
When you start feeling life...

5 Ağustos 2014 Salı


Sadece ben değil, yollar da beni özlüyor. Hep bir ortak noktada buluşuyoruz. Kendimi buluyorum, içsesimi dinliyorum. Aslında bir yerden uzaklaştıkça başka bir yere varıyorum. Birilerinden uzaklaştıkça başka birilerine ulaşıyorum. Değişim gibi. Ama bu hayatımı değiştirmek değil, farklılıklar yaratmak. Çoğumuzun aynı yerden baktığını farklı gözle görmek. Seyahati başka türlü yorumlamak.

Bazen sadece bir yere ulaşmaktır, hatta bazıları için hep öyle. Oysa ki benim için önce yola çıkmaktır seyahat. Kendimi bulduğum, düşündüğüm, yazdığım yollar. Kimi zaman bir kutlama, birisini bir hediye ya da sadece kendinle mutlu etmek için yola çıkmak.
Bazen hüznü paylaşmak, birine bu hayatta veya diğerine doğru giderken elveda demek. Belki de veda değil, yeni ve farklı bir yaşam. Ruhun özgürlüğe kavuşması belki de. Ruhlarimizin doğası özgür olmaksa da bedenlerimizde onlar da hapis kalır. Kendimizi hapsederiz; demirle değil, görünmeyen ellerle. Kimimiz için özgürlükten korktuğumuzdandır. Güçlü olmayı bilek kuvveti veya sözünü dinletmek sanırız. Kendimizi dinlemeyi unutup ağzımızdan çıkanı duymadan sadece dinletmeye çalışırız. Sözler havada uçuşan boş sözlere dönüşür. Sonra...güçlü olmaktan çok, gülünç olunur. Kimsenin dinlemediği, dinlemiş gibi yaptığı. Oysa önce dinlemek ve paylaşmaktır önemli olan. Dinlersen dinlenirsin; dinlersen öğrenir, büyür, çoğalırsın. Paylaşırsan paylaşırlar; paylaşırsan berabersindir, beslenirsin, coşarsın. Birken çok olur sonra hep beraber tek olursun. Tutkularının peşinden gider hayatın renkleri ile renklenirsin. Gördüklerin anlam kazanır, daha fazla sen olursun. Yeni yüzler, mimikler, yeni gülümsemeler, yeni tatlar. Senin dünyandan başka dünyalar da olduğunu görür sonra her yerin senin dünyan olduğunu farkedersin. Tıpkı yattığın yatağı, uyandığın yeri yadırgamamak gibi.

Gezdikçe keyif almayı öğrenir, sevdiklerinle daha çok paylaşmak istersin. Paylaşmış olmak için değil; onlar da farkli dünyaları görsünler, senin göremediklerini gelip sana anlatsınlar diye.

Herşey yola çıkmakla başlar.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Uzun zamandır yazmadım. Küçük bir geri dönüş sayın. Devamı gelecek.

Yollar

Aceleci, keskin, kıvrak,
Engebeli, şaşırtıcı, ilham verici.

Hayatlar hep yollarda geçer aslında
Aklın yolu, kalbin yolu, onun yolu, senin yolun

Ufukta biraraya gelmek, yolları kesişmek

Kime göre doğruysa yol
O dur seni havalara uçuran

Yollarda söylenen sözlerdir hayatın haritası

Ve Sevgiler...



16 Mayıs 2014 Cuma

Çocuk renkleri öğreniyordu
Yeşil dediler,
Uzun dedi, ormandaki ağaçlar gibi
Ev gibi, içinde kuşları barındıran yuva
Pembe dediler,
Tatlı dedi, şeker gibi
Pastanın üstündeki şekerlemeler gibi
Sarı dediler,
Sıcak dedi, güneş gibi
Gülümseyen ayçiçekleri gibi
Mavi dediler,
Kocaman dedi, denizler gibi
İçinde rengarenk balıkları barındıran derin bir akvaryum
Ve ıslak, yağmur gibi, birikintilerinin üstünde oynamayı sevdiğim
Kırmızı dediler,
Hem ekşi hem tatlı dedi, elma şekeri gibi
Ve tabii bir de ülkem dedi
Ay yıldızlı bayrağımın dalgalandığı
Turuncu dediler
Lezzetli dedi, portakal gibi
Bir de annemin ellerindeki mis kokusu
Mor dediler,
Oyuncağım dedi, babamın doğum günümde aldığı
Beyaz dediler,
Aydınlık dedi, hem gündüz hem gece,
Yolumuzu aydınlatan ve bana hep gülümseyen aydede gibi
Siyah dediler,
Karanlık dedi, korku, kardeş, can
O fotoğrafını gördüğüm insanların yüzlerindeki boya,
Gözlerindeki korku,
Küçük kardeşler,
Ailelerinin CANları

8 Nisan 2014 Salı

Değişim...Neye ve kime göre ya da neden? Direnmek, korkmak, denemek, istemek; değişimle iç içe. Bazen üstündekileri değiştirmek kadar kolay gelir değişmeye karar vermek. Önce istemek gerekir karar vermek için. İstemek, etrafında olan bitenlere bakarak, alışık olduğun hayatı yaşamak varken ne diye yeni bir şeylere başlamak, ne diye öğrenmek, yeni bir hayata ayak uydurmak, insanları tanımaya çalışmak, yeni yerler görmek. Ne gerek var tüm bunlara. Mazeret gösterilir hep bir şeyler. Yeni bir saç için kıyamıyorum dersin kestirmeye ya da beni böyle seviyorlar. Hep bir beğenilme isteği aslında. Param yok dersin seyahate çıkmaya. Oysa ki kısa yolculuklar da seyahattir; her zaman gittiğin yere bile farklı gözle baksan yeni bir şey görürsün. Öyle çok da para gerekmez yolculuk için. Şehir dışına çıkmak bile yeter. Hem iyi gelir uzaklaşmak. Bazen kaçmak için bazen de değişiklik için iyidir. Her zaman gittiğin sahilde farklı bir bank, belki kumsalda hiç fark etmediğin yeni bir taş. Al onu eline, her yanını incele. Düşün o an. Hayatında senin için değerli bir şeyi, birini düşün. Taş deyip geçme. Nice taşlar ki bir kadının boynunda bambaşka güzellik sergiler. Kol düğmesidir belki de. Eski bir broştaki taş çok eskilerden bir aşk hikayesine tanık olmuştur. Onlar da korkmuş mudur birbirini tanımaktan. Tanımadığı biriyle "TEK" olup yeni bir evde yeni bir hayata başlamak. Her şeyiyle sevdiğini düşündüğün birinin yeni huylarını öğrenmek. Aslında bununla devam etmez mi hayatındaki değişimlere ayak uydurmak. Doğduğunda uyum sağlamaya çalıştığın hava, su, ışık, insanlar hayatın boyunca sana yeni deneyimler sunmaz mı? Hayatın her anı keşfetmektir.
Okulda öğrendiklerin gibi sokakta yürürken etrafında olan bitenlerden öğrenirsin. Çocukken en önemli şey bisiklete binmeyi ya da şimdikiler gibi bilgisayar kullanmayı öğrenmekken büyüdükçe başka amaçların olur. Korktuğun ya da üşendiğin değişim hep hayatının içindedir aslında. Farkında olmadan, yıllar geçtikçe değişirsin. Küçükken sevdiğin oyuncağına yenileri eklenir büyüdükçe. Yetişkin olunca büyük oyuncaklar seni tatmin eder. Sevdiğin filmlere yenileri eklenir. Yemediğin şeyleri yemeye başlarsın. Çocukluk aşkınla devam eder yenilikler. Çocukluk masumiyetin bittikçe daha fazlasını istersin. Küçükken çay içmek büyük bir şey iken, meyin tadını aldıkça farklı tatları denemeye başlarsın. Tabii bir de aşk eşlik ederse değmesinler keyfine. Çiçek kokularını severken daha egzotik kokuları sevmeye başlarsın. Beraber oynadığın arkadaşını, büyüdükçe artık o kadar sevmediğini fark edersin. Değişirsiniz ikiniz de. Öğretilerle büyütülürsün. Koşarsan düşersin, canın yanar.Terleyince soğuk su içersin hasta olursun. Gülün dikeni batar, köpek ısırır, kedi tırmalar. Hele kadınsan az konuşacaksın., sokakta içki içmeyeceksin, yüksek sesle gülmeyeceksin, kendinden geçercesine dans etmeyeceksin. Büyüklerine cevap vermeyeceksin.Yani hep başkası olacaksın. Sonra büyürsün. Hayatını idare ettirmek için büyük okullar okumak, büyük adam olmak g erekir. İyi bir yerde çalışacaksın. Burada da üstüne itiraz etmeyeceksin, müşteriye hep peki diyeceksin. Bir şey olmak istiyorsan hep idare edeceksin, asıl seni çok da göstermeyeceksin. Başkaları nasıl istiyorsa öyle davranacaksın. Değişime ayak uyduracaksın.Seviyorsan ona kendini beğendireceksin. Onun istediği gibi giyinip beğendiği kokuyu sürüneceksin. Hatta evlensen bile maç seyredeceksin, romantik komedi filmi izleyeceksin. Çevrendekileri değiştiremiyorsan değişime uyum sağlayacaksın. Kendin getirdiğin idareciyi beğenmezsen onu değiştirip yenisini getirirsin. Aman dikkat et. Yönetim yavaş yavaş seni değiştirmesin, ideallerinden vazgeçirmesin.
Sabah kalktığında aynaya bakmayı unutma ama gerçekten bakmayı ve "sen"i görmeyi. Kendini göremediğin anda sen değilsindir artık aynadaki kişi. Hayatın bir maskeli balo olur çıkar. Sessiz çığlıklar arasında geçirgen biri olursun. Aslında konuştuğunu sandığın kişiler bir süre sonra seninle konuşmazlar çünkü "sen"yerine bir başkası da olabilir fark etmez.
Fark edilir ol, sen değiştir. Düzeni bozma, düzeltmeye, değiştirmeye çabala, eninde sonunda görür gerçek birileri. Eğer hayatında gerçekten birini seviyorsan ve değişmeni beklemiyorsa sıkı sıkı sarıl ona, değiştirmeye çalışma; zaten çabalamıyorsan o doğru kişidir. İstiyorsanız beraber değiştirin, el ele hatta yan yana değilken bile ruhlarınızla iletişim kurun. Anı yaşayın, aslında hiç bir şeyin garantisi yok. Hayat bir lütuf, nasıl yaşayacağına sen karar verirsin. Değişiklik iyidir. Daha iyiysen daha iyidir.

                                                                    ***

Change...For what and whom, why? Resist, fear, try, want, all within. Sometimes it is so easy to decide to change as if changing clothes. Firts, want it to decide. Request, look around, live your life you are used to. Why would start new things, learn, start a new life, try to know people, see new places whereas live life you are used to just looking around. What for? We always make excuses. You say you can't have a short hair cut, you say they like you that way. Always to be liked. You say you don't have enough money to go on a journey. In fact, short travels are journeys as well. You see new things. If you look at the place you always go with a different point of view. You don't need much money. Even going out of the city is enough. To go away feels good. Sometimes for a get away sometimes for a change. A different bank at the coast you always go, maybe a stone, on the beach, which you have not seen before. Take it into your hand, look and see. Think for a moment. Think of something, someone precious for you. Don't call it only as a single stone. There are some stones which present the beauty on a woman's neck. Maybe cufflinks. Stone of a brooch might have witnessed a love story from past. Were they afraid to love as well? To become "ONE" and start a new life at a new house. To learn habbits of the one you think you love totally.
 In fact, doesn't it go on that way,keeping up with the changes in life. Doesn't life offer you new experiences, weather, water, light, people. Every moment of life is to discover. You learn from what's around you like you were learning at school. When we were kids, the most important thing was to ride a bike or to learn how to use a computer like today's kids. You have other purposes as we grow up. Change you are afraid or lazy to is always within life. You change as the years pass by and you even don't realize. You have more toys as you grow up. When you are an adult big toys satisfy you. More films to add to the ones you like. You start eating things you don't like. Change goes on with your childhood love. When your childhood innocence ends you ask for more. Drinking tea was something when you were a kid, then once you taste wine, you look for new tastes, try new things. And if love accompanies, you are over satisfied. You would like perfume of flowers, now you start to prefer more exotic ones. You don't like your play friend anymore. You both change. You are brought up with doctrines. If you run you fall down, your are hurt. If you drink cold water when have sweated you get sick. Rose thorn sinks, dog bites, cat scratches. Especially if you are a woman you will speak less, you won't drink or smoke on the streets, you won't laugh out loud, you won't dance as if you pass out. You will not reply to your old ones. It means you will always be someone else. Then you grow up. You should graduate from good schools, you should become a good man. At your office, you will not reply or object to your seniors. You will always say ok. If you wanna be someone you will always handle things, you won't show real you. You will decide in the way they want you to. You will get used to change.
If you love you will make yourself be loved. You will get dressed in the way and put the perfume on s/he likes. Even when you get married you will watch matches, romantic comedies. If you can't change the things around you, you will get used to change. If you don't like the governor you change and bring the new one.
Beware! Don't let regime change you, don't give up your ideals. Don't forget to look into the mirror when you wake up in the morning, but really look and see "you". If you don't see yourself it is not you anymore. Your life becomes a masquerade. You become transparent surrounded by silent screams. In fact the ones you think you are talking to start not talking to you anymore. It's not important if it's you or somebody else they are talking to.
Be appreciable, you change. Don't break the regime, try to change it, sooner or later somebody real will see. If you have someone in your life and if s/he doesn't want you to change hold him/her tight, don't try to change and if you are not trying, s/he is the one. If you wish you change together, hand in hand, even if you are away, communicate with your souls. Live the moment, there's no guarantee for anything. Life is a gift, you decide how to live. Change is good. If your are good, it is better!

20 Mart 2014 Perşembe

Tanıdık bir yüzdür sevdiğin şehir ya da eskilerden bir melodi. Sokaklarında kaybolursun, korkusuzca dolaşırsın. Şaşırtsa da seni karşına çıkanlar, güven duygusu ile arşınlarsın yolları. Sokağa karşı kahveni yudumladığın dükkan, rengarenk bir demet yaptırdığın çiçekçi, sıcacık ekmeğini, poğaçanı aldığın fırın, ekmek arası yediğin seyyar, taze meyve sebzelerinden seçtiğin manav, sayfa ve ahşap kokuları arasında kalıp ayaküstü veya bir iskemlede kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın kitapçı, günlük gazeteni aldığın büfe, doğanın renkleri arasında hayallere daldığın park, bankta oturup denize dalıp gittiğin sahil, her sabah saksıdaki çiçeklerine günaydın dediğin balkonun, önünden geçerken dayanamayıp vitrinine bakakaldığın hatta içeri dalıp kendini mutlu ettiğin tatlıcı, yağmurlu bir gecede içkini yudumlarken damlaların sokak lambasının ışığında düşüşünü seyrettiğin penceren...
Seyahate çıkma, uzaklaşma özlemiyle beraber her gittiğinde özlediğin şehrin. Kimi zaman nazlı bir kız gibi melteminde salındığın, kimi zaman delikanlı rüzgarında sersemleten şehir.Gece karanlıkta yolunu bulmayı öğreten, gündüz güneşin ışığı ile gözlerin kamaşsa da yolunu aydınlatan şehrin.Tümseklerinde takılıp yalpalasan da asfaltında yere sağlam bastığın tanıdık, bildik şehrin. Beğendiklerin beğemediklerinle, değiştirmek istediklerin vazgeçemediklerinle, özlemini duydukların uzaklaşmak istediklerinle, görmek istemediklerin görmeden duramadıklarınla, neşen öfkenle, çığlıkların kahkalarınla, adına şiir yazdıkların, beste yaptıkların adını anmak istemediklerinle, duymak istemediklerin kulağına ninni gibi gelenlerle, gülümsetenler ağlatanlarla, onsuz ya da onunla, sevmediklerin aşık olduklarınla...o senin şehrin.




Your city is a familiar face or a nostalgic melody. You are lost on its streets, walk around fearlessly. Even though you are surprised with the things come up you walk around with the feeling of safety. The cafe that you sip your coffee looking at the street, the florist who made you a colorful bunch, the bakery where you buy your hot bread, street food man from which you eat a half bread meat sandwich, the grocery you buy your fruit and vegetables, the book store in which you don't realize how the time passes reading sitting on a chair surrounded by the smell of wood and papers, the buffet you get your daily newspaper, the park in which you day dream in the middle of the colors of nature, the bank on which you reverie looking at the sea shore, your balcony at which you say good morning to your flowers in pots every morning, the dessert store in front of which you stuck looking and then you can't resist, get into and make yourself happy, your window through which you watch rain drops under the light of street lamb...
You miss your city every time you desire to go on a journey, get away and you are far away, it's sometimes like a delicate girl you sway at its breeze, at times like a youngster which makes you dizzy at it its wind. It teaches you how to find your way at night, it enlightens your way even when your eyes are dazzled by the sunlight. Even if you lurch at its mounds you stay firm on the asphalt at your familiar city. With the ones you like you don't like, the things you want to change you can't give up, what you miss which you want to get away, the things you don't want to see or you can't live without seeing, your joy your anger, your screams your laughters, the ones you write poems, you compose for or you even don't want to remember, the things you don't wanna hear or which sound like lullaby in your ears, the things which make you smile or cry, with him (her) or without him (her), with the ones you don't love and you are in love with; it is your city.

2 Mart 2014 Pazar




Başka yerlere götürür dinledikçe sevdiğin müzik seni. Şehrin ortasındayken birden ıssız bir kumsalda yürüyorsundur çıplak ayaklarla ya da çimlerin üstünde. Kum yapışıp kalsın istersin, denizin tuzu olsun, hep kalsın teninde. Çimlerin kokusu kalsın, teninden karışsın damarlarına, dolaşsın tüm vücudunu, yenilensin ruhun adeta.
Melodiler çınlasın kulaklarında, aklını başından alsın, uyuşsun kasların, yürürken havalandığını hisset ayaklarının yerden, kanatlan adeta. Götürsün seni en çok özlemini duyduğun ya da gidemediğin yerlere, belki de hiç var olmayan yere. Sen yarat yeni bir dünya, hiç becerin yokken resme, çiz hayalindeki yeri, canlansın çizgilerin, çıksın kağıttan dışarı, çizdiğin çiçeklerin kokusu yayılsın etrafa, kuşlar kanatlansın, güneş parlasın, ısıtsın içini, gözlerini kapa ama güneşe bak. Teninin rengi ayçiçeğine dönsün. Vücudun renklensin hatta biraz da tatlı olsun. Denizin mavisi yeşil, yeşili mavi olsun, turkuaza dönsün güneşin parıltısıyla.
Belki de yağmurlu havayı seviyorsundur. Kağıttaki yağmur damlaları ıslatsın yüzünü, iliklerine kadar ıslan. Avuçlarına doldur yağmuru, iç, tadı bir başka olsun. Sadece yağmur damlaları olsun gözlerinde. Toprak koksun, ağaç gibi, deniz gibi, belki de rüzgar gibi. Saçlarının arasındaki rüzgar arzuladığın belki de hiç bilmediğin kokuları getirsin, hiç taklit edilemeyecek kokuları, taklitsiz, saf, dürüst, masum ilişkiler gibi. Daha az konuşulsun, kelimeler tüketilmesin boş yere. İnsanlar mektup yazsın birbirine eskisi gibi, şiir yazsinlar, hikaye yazsınlar. Bazen sözsüz anlaşılsın. Susmak ki bazen konuşmaktan çok daha anlamlıdır; birbirimize bakarak konuşalım. Belki görmeye başlarız o zaman. Gözbebeklerinde kelimeleri görsün. Gözlerinden geçerken bulutlar birden yaz yağmuru yağsın ya da güneş parlasın gözlerinde o sana baktığı zaman.
Ve müzik eşlik etsin uyanıkken; her ne yapıyorsan. Hiç düşünmediğin bir enstrumanı çalmaya başla, ne kadar iyi çaldığını hiç düşünme, senin notaların olsun yeter ki; yaşama, sana dair bestelerin. İstersen anlat kendini, çalarken müziğini ya da kendin için çal sadece.
Hayata sevdalıysan, müziğin eşlik eder nasıl olsa, susuyor olsan bile.

***

To another place takes you, the music you love. While walking in the midst of the city, all of a sudden you are walking on a deserted beach with bare feet, or on the grass. You want the sand stuck on your feet, salt of the sea as well, may it always stay on your skin. May the smell of the grass stay on, let it through your veins from your skin, flow around your body, refresh your soul. 
Let the melodies ring through your ears, enchants you, your muscles get numb, feel as if you are walking off your feet of the ground, merely with your wings. Let it take you to your most desired place or the places you had never been to or to neverlands. You create your own world, when you do not any talent at painting, draw your dreamland. May your lines get alive, get out of the paper, smell the flowers you drew, birds get fly, sun shines. Let the sun warm you up, close your eyes but look at the sun, the color of your skin turns into sunflower. Your body colors up even get sweet. Blue of the sea turns into green, green into blue,turn into turquoise with the shining of the sun. 
Or you might like the rainy weather. Let the rain drops on the paper wash your face, get soaked up. Take the rain into your palms, drink it up, the taste of it is different. Let only rain drops on your eyes. May the earth smell, like tree, the sea, maybe like the wind. Wind through your hair brings your most desired scents, never to be replicated, like the pure, honest, innocent relationships without imitation. Let's talk less, don't consume words in vain. Wish people write letters to each other like the old times, write poems, stories. Sometimes we communicate without any word. Hush, it is sometimes much more meaningful than talking. Let's talk looking at each other. Maybe we start seeing one another. Let him (her) see the words in your pupils. While the clouds are passing through your eyes, suddenly summer rain falls down or sun shines in your eyes when he (she) looks at you. 
And the music accompanies you when you are awake; in whatever you are doing. Start playing an instrument you never thought of. Don't think how good you are at playing, as long as they are your notes, your compositions regarding life, yourself. If you wish, tell about yourself while playing or just play for yourself. 

If you are in love with life your music accompanies anyhow, even if you stop talking.

25 Şubat 2014 Salı

Zaman, sabır, sadakatten bahsediyor üstadlar!
"İnsan aceleci yaşamamalı, acele yaşamalı zaman geçerken" derken birisi, "zaman geçiyor sandım, sonra baktım, geçen benmişim" der bir diğeri. Biri zaman diğeri sabır ustalaştırır der. "Anlamak için sabıra, zamana ihtiyaç var" derken birisi "zaman yetmiyor, yapılan işe bağlı kalmak lazım" der digeri. Zamanın içinde yaşarken, sabır ve sadakat unutulur. Yanımızdan geçen şans veya mutluluk gibi. Sabırlı olmaktır belki de sıradan insan olmak, öfkeyi, hırsı hissetmemek, sadece bakmak önündekilere, arkasında ne var diye düşünmeden; sabırla beklemek. Kadere inanmaktır kimileri için sabır. Kaderini kabul edip herşeyin bir sebebi olduğuna inanır, çabalamaz.
Sadakati unutuyor muyuz acaba çoğu zaman? Sadece ilişkiye sadık olmak mıdır? Aileye, çocuğa, işe...Ya kendimize?! Dürüst olmak değil midir sadakat bir anlamda? İnsan bir tek kendinden saklanamaz. Kelimelere dökmeyince saklanırmış gibi gelir. Korkuyor olabilir miyiz sadakatten? Birine, bir şeye bağlı olmak çoğu insana güvenli gelirken bazıları korkar bağlanmaktan. Yine de sadakat değildir bağlanmak. Bağlı olduklarımıza ne kadar sadık olabiliyoruz? En önemlisi insanın kendine sadık olmasıdır aslında. Ne istediğini hatta ne istemediğini bilmektir. Hayata sadakat iç huzur vermez mi aslında?

Zaman içinde sabır göstererek kurulan ilişkilere duyulan sadakattir insanı birey yapan!




Masters talk about time, patience and loyalty!
"One must not live impatiently but in hurry as time goes by" one says whereas other says "i thought time was passing by but then i looked and it is me which pass by”. One says time other says patience makes you professional. “You need patience, time to understand” says one when other says “time is not enough, you need to be loyal at what you are doing”. We forget patience and loyalty as we are living in time such as luck and happiness which just pass by. Being an ordinary person might be patience, not to feel anger or greed, just to look in front of you, what life offers you, wait patiently without thinking what is behind. Patience is to believe in destiny for some. Accept faith and believe there is always a reason for anyhting.

Do we commonly forget loyalty? Is it only to be loyal to relationship, to family, child, job...What about ourselves? Isn’t loyalty to be honest to oneself? A human can’t only hide from himself. If we don’t speak out, it feels as if we are unseen. Are we afraid of loyalty? To be connected to something, someone feels safe for many people, but some are afraid to be connected. However it is still not to be loyal. How loyal are we to the ones we are connected? The most important thing is to be honest to ourselves. To know what we want or what we don’t want. Doesn’t it make you feel peaceful when we are loyal to life itself ?

Which makes a human an individual is the loyalty we show to relationships which are made out with patience over time!

23 Şubat 2014 Pazar

Pazar keyfi mi, keyif pazarı mı? Mükellef bir sabah kahvaltısı ile güne başlamak, günün geri kalanını içinden nasıl geçiyor ise öyle devam ettirmek... Yalnız da olsam doyma noktasının üstünde bir kahvaltı olmalı, müzik dinlenilmeli, film seyredilmeli, kitap okunmalı, ya yürüyüş yapılmalı ya da yatılmalı. Rutin günlerde yapılamayan ne varsa yapılabilir, itirazım yok. Çok mu kışkırtıcı? Ya bir de şöyle deniz kenarında, güneşli bir pazar günü sevdiklerinizle; doyduktan sonra yemeye devam ettiğiniz bir kahvaltı yaptı iseniz?! Peynirin tadı, zeytinin acısı, reçelin tatlısı, ekmeğin kokusu, çayın demi bile bir başka. İyot kokusunun kanınıza karışıp ruhunuzu arındırdığını bir düşünün. Yoksa siz hala...Yaz gelsin, denize girip günahlarımdan arınmak istiyorum.




22 Şubat 2014 Cumartesi

Küçük bir merhaba! Blog açılmıstır; Sesi Çıkan Harfler...Herkese keyifli hafta sonları!


20 Şubat 2014 Perşembe

Bir ruyadir Jehan

Sahnede devleşiyor derler bazı sanatçılar için.
Siz heybeti karşısında küçülürsünüz.
O sahnede büyümez aslında.
Çünkü o "küçük kadın, bu dünyanın sevgilisi" sahnede olduğu gibidir,
siz adeta onunla berabersinizdir sahnede ya da o sizin yanınızda.
Alır götürür sizi hayallere.
"Rüya" görüyorsunuzdur şarkılarını dinlerken.
Ayrıca her performansı ayrı bir keyif.
En son Hayal Kahvesi Alsancak performansi gibi.

Issız bir adada onun sesiyle bir olursunuz, doğayla iç içe,
kuşlar ancak eşlik eder, sular çınlar sesiyle.
Şehirdeyseniz sabah kahvenize eşlik eder,
yağmurun keyfini de, güneşin tadını da çıkarırsınız.


Öğlen bir ziyafet çekersiniz ya da akşam şarabınıza eşlik eder.
Seyahate gittiğinizde o şehrin şarkısını söylüyordur adeta,
yaşadığınız şehirdeyseniz alışkın olduğunuz hayatınızda
alışık olmadığınız yeni kelimeler fısıldıyordur kulağınıza
ve siz tekrar başlarsınız anlamaya...