26 Mart 2017 Pazar



Gitmiyorum.
Hos insanin dogasinda var gitmek de kalmak da.
Diger yandan kimi zaman gidene zor, kimi zaman kalana,
Arkasindan el sallayana.
Hatta senin farkinda bile olmadigi icin yalniz basina arkasindan bakana.
Peki ya hangisi daha zor?
Gitmesinin, onemsendiginin farkinda olmasi mi olmamasi mi?
Kimimiz aci cekmeyi sever, bilsin, senin gozlerinin icine baksin da doya doya sen uzul diye...
Ya da kimi ayni anda aci ceksin ister
Yani kimi mazosist kimi sadist.
Uzuntu halindeyken bile sifatlar, tanimlar koyabiliyoruz.
Bir ozgur birakamiyoruz doyasiya uzulelim.
Peki bu ne?
Ozgur olmak mi korkutuyor yoksa?
Birseylere bagli degilmis, her an ortada kalabilirmis gibi.
Oysa hic dusunmeyiz ki ozgurken heryere ait olabilirsin.
Her topraga alisip her kokuyu icine cekip her suda yuzup her tadin zevkine varip her yuzu taniyarak
Ve etrafindakilerin alanina izinsiz dalmayarak
İste o zaman korkmazsin ozgur olmaktan.
Tam tersi seversin onu, korur gozetirsin.
Baskasina yardimci olursun.
O zaman anlarsin; gitmek de ozgurluk kalmak da
Bazen uzakta olan sana en yakin olandir, ruhuna en cok dokunan.
Uzaktan duydugun notalar ya da sevdigin bir cicek veya toprak kokusu gibi
Ben yine de gitmiyorum, seviyorum bu toprak parcasini.
Ozgur olduguma inanarak yasamayi...

İ ak not leaving.
Well, it's human nature; to leave le to stay
On the other hand, it is sometimes hard for the one going or at times the one staying.
Who is waving hand at the back
'Cause (s)he even doesn't know about you
Then which one is harder;
That (s)he realizes there's someone caring
Some of us like to grieve that one looks into your eyes and you feel pain more
Or some like to feel the one gets hurt more
Some masochist some sadist
We use adjectives, definitons even when we are grieving
We don't let ourselves suffer deeply
What's this?
Are we afraid of being free or feeling that we are not bound to anyone, anywhere and we might be left alone in the middle of nowhere?
However we never think that we belong to everywhere when we are free.
We can get used to every soil, absorb every smell deeply, swimming in every water, getting the very best of pleasure of every taste; by getting to know every face,
Without getting into the other's borders with no permission.
Then you won't be afraid of being free,
Just the opposite; you'll love it, protect and care for it;
You help the other.
Then you understand freedom is both leaving and staying.
Sometimes the one who is far away is the one who is the closest, touches your soul,
Just like the notes of music you hear from far away
Or your favourite flower or the smell of the earth.
I am not leaving anyway
I love that part of the earth
Believing that i am free!

Giz

19 Mayıs 2015 Salı




Bir şehir vardır doğduğun, seni sen yapan, sokaklarını bildiğin, denizini sevdiğin. İnsanlarıyla büyüdüğun, ogrendigin, öğrettiğin, emekledigin, ilk diz, dirsek yaralarını aldigin, sokaklarında oynarken saati unuttuğun ya da oyun tatlı geldiği için annenin kulaklarında çınlayan sesine ragmen unutmuş ya da duymuyor gibi yaptığın, okul müsamerelerine çıktığın, cocukluktan"deli"kanlılığa geçtiğin, ilk kez okul kirdigin, ilk kacamagini yaptığın, arabayı kaçırdığın, gündüz partilerine, danslarına gittiğin.

İlk gençlik yıllarını yasadigin, platonik bir aşka katıldığın, elele tutustugun, kendini beğendirmek icin belki de şekilden şekile girdigin, evde yalnız takılıp annenin hazırladığı çörekli borekli doğum günü partilerinden beri şöyle mezeli, içkili, kokteylli arkadaş partisi verdiğin.

İlk aşk notlarını ya da şiirlerini yazdığın, uzerine gozyaslarini döktüğün, arkadaslarinda kalabilmek için izin kopardigin, ilk sigara kacamagini yaptığın, annene, babana ilk kez karşı çıktığın, hayata isyan etmeye basladigin, bir o kadar da ilk coşkulu, neseli anlarını yasadigin, arkadaslarinla konsere gittiğin, kopya çektiğin hatta okul hayatında başlayan kopya çekmeyi hayranı olduğun sanatçı ya da güzel bulduğun arkadaşının kıyafeti üzerinden devam ettirdigin, kızlarla erkeklerin farklı yaratıklar olduğunu anladigin.

Kendinin çok küçük dünyanın çok büyük olduğunu farkettigin, özgürce hayal kurduğun, hayal kurmanın seni daha da özgür kıldığını hissettiğin, gizli yeteneklerini keşfettiğin ve herkesin keşfedilecek yetenekleri olduğunu farkettiğin, yeni şeyler denerken dünyada daha denenecek çok şey olduğunu, başka dillerde konuşan, başka renklerde insanlar varolduğunu görmeye başlayıp seyahat etmek arzusu ile dolduğun, hiç düşünmediğin kadar çok tehlikeli ama bir o kadar da sevgi dolu insanların olduğunu anlamaya başladığın.

Bir de başka bir şehir vardır; seni hayatının tüm deneyimleriyle dolu olarak kabul edip kendi güzelliklerini, meydan okumalarını, zenginliklerini, tehlikelerini, aşklarını, kalp kırıklarını, sevgisini, gözyaşlarını, mis kokusunu, kirini, hafta sonu kaçamaklarını, zorluklarını, lezzetlerini, sarhosluklarını, dostluklarını, ihanetlerini, yaşamboyu sürecek ilişkilerini, hayal kırıklıklarını, keyifli anlarını, kaçma ihtiyacını, dayanma gücünü, sıkıntılarını, zenginliğinin altındaki sıradanlığını, tutkunun yanındaki kıskançlığı, zevkin altındaki acıyı, sadeliğinin içindeki hazzı, özlemle karışık mutluluğu hissettiğin.

Şehirler vardır ona gitme hissi veren, şehirler vardır onun için terk edilen, şehirler vardır ona kaçtığın, şehirler vardır onun için diğerini bırakırken arkana bakmadığın.

Ne kadarını yaşıyorsan da seni bırakmaz, sen ihmal etsen de vermeye devam eder, seni düşünmeye, düşündürmeye.

Sen unutsan da yaşamayı, sana hatırlatan...aşık olunan, vazgeçilemeyen...

 
                                                                                           İstanbul ve İzmir için


28 Şubat 2015 Cumartesi

Yokum ben yok
Gözüm yok, sesim yok
İşitemiyorum
Sevgim yok ama sevgim çok
Yolum var, yolcu olmak istiyorum
Sözüm var, zikretmek isiyorum
Dursam bir an, düşünmesem
Geçse zaman üstümden
Baksam, görebilsek
Görebilsek, konuşabilsek, anlatabilsek,
Dinleyebilsek
Nerede unuttuk hatırlasak
Oraya dönmesek, devam etsek
Hatırlasak, unutmasak
Zaman bulsak, yaratsak
Yazsak, dinletebilsek
Konuşsak, okutabilsek
Koşmadan yetisebilsek
Geç olmadan değil, istediğimiz zaman

23 Kasım 2014 Pazar

Dalgaları seyrederken kayboldum aralarında
Gözlerim mavi oldu birden
Sanki burnumdan değil derimden nefes alıyordum
Dünyanın kokusu aslında iyot kokusuymuş
Tuzlu bir tat geldi ağzıma
Aydınlandı yüzüm, alışkın olduğum tattı bu
Islaktı gözlerim ama ağlamaktan değil
Bulanık ama aslında daha iyi görüyordum
Önemli olan olduğu gibi görmekti
Gördüğüm kadarı da yetiyordu bana
Hissediyordum, anlıyordum konusulandan daha fazla
Çünkü anlatılanlar her zaman doğru değildi
Herkesin kendi doğrusuydu biraz da
Benim içinse 
Bana ne hissettirdikleri önemliydi
Belki"tanistigimiza memnun oldum"
"Karsilasmamizin bir önemi yok"demekti
Ya da"size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Umarım yardımcı olmam gerekmez"demekti
"Beraber bir şeyler içeriz"
"Hesabı sen ödeyeceksen..." demek olabilir miydi?
Ya"seni çok görmek isterim" "eğer vakit bulabilirsem" demekse...?!
Bu yüzden benim ne düşündüğüm önemli biraz da söylemek istedikleri
Gittikçe yabancılaşmaktansa
Kelimeleri daha az kullanmak
İnsanın iki dudağının arasından çıkan sesleri dinlemektense
Doğaya kulak vermek
O karmaşanın, gürültünün arasında sesini duyurmaya çalışan ağaçların yaprakları
O dallara tutunan kuşları
Varsa yakında bir yerlerde
Dalgalarla sesini duyurmaya çalışan denizi
Kimi zaman yüzünüzü hafifçe okşayan
Kimi zaman bıçak gibi kesen rüzgarın sesini
Dinlemek lazım
Kitaplardan okuduğumuz veya eski filmlerden seyrettiğimiz
Artık tanıyamadığımız şehirleri
Koklamak lazım çiçekleri, yağmurdan sonraki çimeni, denizi, yosunu
Dokunmak lazım
Sokaktaki kediye, köpeğe
İnsanoğlunun henüz evcilleştiremediği
Sahilde az önce üzerinden dalgaların akıp geçtiği bir çakıl taşına
Hava yağmur da, çamur da olsa
Çıplak yürümek lazım kumların üstünde
Düşünmeden, korkmadan, utanmadan
Hatırlamak lazım
Sadece unuttuklarımızı değil
Aslında şu an sahip olduklarımız yokken ne yaptığımızı
Çoğu şeyin vazgeçilmez olmadığını
Sadece sen olduğunda başladığını herşeyin
Sen gördüğün, duyduğun, kokladığın, dokunduğun zaman
Sen hayatı hissetmeye başladığın zaman...



I was lost among the waves while watching them
My eyes turned into blue
As if I was breathing through my skin instead of my nose
The smell of the world in fact would be the smell of iodine
I tasted something salty
My face brightened
That was the taste with which I was familiar
My eyes were wet but I didn't cry
I coulde see blurry but better
The important thing was to see as it is
What I saw was enough for me
I could feel and understand more than what was spoken
Because what was told was not always true
Everybody has its own reality
For me
What they made me feel was important
Maybe"nice to meet you"means"it doesn't matter if we meet"
Or"how can I help you"means"I hope I don't have to help you"
"Let's drink something sometime" could be "if you will pay!"
Or if"I really wanna see you" means "if I can find time"?!
Therefore what I think is important"and also what they meant to be
Instead of becoming foreigners more and more
Using less words is the best
Instead of listening to what is said between two lips of the one
Listening to nature
Leafs of tree which are trying to be heard among all that chaos and noise
Bidrs hang on those branches
If there is one around, the sea which is trying th be heard by its waves
Sound of the wind which sometimes pats your face
And times cuts your face off
We should listen to the cities
Which we read from the books and watch at old movies
We should smell the flowers and the grass after the rain,
The sea, the moss
We should touch the cat, the dog on the streets
Which human being hasn't tamed
If you can find, touch the pebble which has just been washed away by a wave
Even if it is rainy, muddy
You should walk on the sands with bare foot
Without thinking, fear or shame
We should remember
Not only the ones we forget
But also what we were doing without the things we have now
That many things are not indispensable
It all starts with only being you
When you see, hear, smell, touch,
When you start feeling life...

5 Ağustos 2014 Salı


Sadece ben değil, yollar da beni özlüyor. Hep bir ortak noktada buluşuyoruz. Kendimi buluyorum, içsesimi dinliyorum. Aslında bir yerden uzaklaştıkça başka bir yere varıyorum. Birilerinden uzaklaştıkça başka birilerine ulaşıyorum. Değişim gibi. Ama bu hayatımı değiştirmek değil, farklılıklar yaratmak. Çoğumuzun aynı yerden baktığını farklı gözle görmek. Seyahati başka türlü yorumlamak.

Bazen sadece bir yere ulaşmaktır, hatta bazıları için hep öyle. Oysa ki benim için önce yola çıkmaktır seyahat. Kendimi bulduğum, düşündüğüm, yazdığım yollar. Kimi zaman bir kutlama, birisini bir hediye ya da sadece kendinle mutlu etmek için yola çıkmak.
Bazen hüznü paylaşmak, birine bu hayatta veya diğerine doğru giderken elveda demek. Belki de veda değil, yeni ve farklı bir yaşam. Ruhun özgürlüğe kavuşması belki de. Ruhlarimizin doğası özgür olmaksa da bedenlerimizde onlar da hapis kalır. Kendimizi hapsederiz; demirle değil, görünmeyen ellerle. Kimimiz için özgürlükten korktuğumuzdandır. Güçlü olmayı bilek kuvveti veya sözünü dinletmek sanırız. Kendimizi dinlemeyi unutup ağzımızdan çıkanı duymadan sadece dinletmeye çalışırız. Sözler havada uçuşan boş sözlere dönüşür. Sonra...güçlü olmaktan çok, gülünç olunur. Kimsenin dinlemediği, dinlemiş gibi yaptığı. Oysa önce dinlemek ve paylaşmaktır önemli olan. Dinlersen dinlenirsin; dinlersen öğrenir, büyür, çoğalırsın. Paylaşırsan paylaşırlar; paylaşırsan berabersindir, beslenirsin, coşarsın. Birken çok olur sonra hep beraber tek olursun. Tutkularının peşinden gider hayatın renkleri ile renklenirsin. Gördüklerin anlam kazanır, daha fazla sen olursun. Yeni yüzler, mimikler, yeni gülümsemeler, yeni tatlar. Senin dünyandan başka dünyalar da olduğunu görür sonra her yerin senin dünyan olduğunu farkedersin. Tıpkı yattığın yatağı, uyandığın yeri yadırgamamak gibi.

Gezdikçe keyif almayı öğrenir, sevdiklerinle daha çok paylaşmak istersin. Paylaşmış olmak için değil; onlar da farkli dünyaları görsünler, senin göremediklerini gelip sana anlatsınlar diye.

Herşey yola çıkmakla başlar.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Uzun zamandır yazmadım. Küçük bir geri dönüş sayın. Devamı gelecek.

Yollar

Aceleci, keskin, kıvrak,
Engebeli, şaşırtıcı, ilham verici.

Hayatlar hep yollarda geçer aslında
Aklın yolu, kalbin yolu, onun yolu, senin yolun

Ufukta biraraya gelmek, yolları kesişmek

Kime göre doğruysa yol
O dur seni havalara uçuran

Yollarda söylenen sözlerdir hayatın haritası

Ve Sevgiler...



16 Mayıs 2014 Cuma

Çocuk renkleri öğreniyordu
Yeşil dediler,
Uzun dedi, ormandaki ağaçlar gibi
Ev gibi, içinde kuşları barındıran yuva
Pembe dediler,
Tatlı dedi, şeker gibi
Pastanın üstündeki şekerlemeler gibi
Sarı dediler,
Sıcak dedi, güneş gibi
Gülümseyen ayçiçekleri gibi
Mavi dediler,
Kocaman dedi, denizler gibi
İçinde rengarenk balıkları barındıran derin bir akvaryum
Ve ıslak, yağmur gibi, birikintilerinin üstünde oynamayı sevdiğim
Kırmızı dediler,
Hem ekşi hem tatlı dedi, elma şekeri gibi
Ve tabii bir de ülkem dedi
Ay yıldızlı bayrağımın dalgalandığı
Turuncu dediler
Lezzetli dedi, portakal gibi
Bir de annemin ellerindeki mis kokusu
Mor dediler,
Oyuncağım dedi, babamın doğum günümde aldığı
Beyaz dediler,
Aydınlık dedi, hem gündüz hem gece,
Yolumuzu aydınlatan ve bana hep gülümseyen aydede gibi
Siyah dediler,
Karanlık dedi, korku, kardeş, can
O fotoğrafını gördüğüm insanların yüzlerindeki boya,
Gözlerindeki korku,
Küçük kardeşler,
Ailelerinin CANları